menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SUÇLU ÇOCUK YOKTUR, SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK VARDIR…

6 0
19.01.2026

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 29 Kasım 1985 tarihinde kabul ettiği Çocuk Ceza Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgari Standart Kuralları’nın (Beijing Kuralları), 2’inci maddesi (2.2.a), mevcut hukuk sistemi içinde işleyebileceği suç nedeniyle yetişkinlerden farklı muamele görmesi gereken kişiyi “çocuk” olarak tanımlar.

Benzer şekilde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilen “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”, çocuklara uygulanacak kanuna göre 18 yaşına kadar her insanı çocuk olarak kabul eder.

Türk hukukunda da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6’ıncı (b) maddesi ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 3’ünci (b) maddesi, daha erken yaşta ergin olsa bile henüz 18 yaşını doldurmamış herkesin çocuk sayılacağını düzenlemektedir.

Tabiatıyla, çocukların sağlıklı bir şekilde yaşamaları ve gelişmeleri için üzerlerinde hiçbir ayrım yapılmaması, her durumda onların yüksek yararının gözetilmesi ve geleceğe eşit şartlarda hazırlanmaları; hem kendi istikballeri, hem ailelerinin refahı hem de ülkelerin kalkınmışlık düzeyi açısından büyük önem taşır.

Dünya üzerindeki tüm çocukların, doğumlarıyla birlikte kendiliğinden sahip oldukları eşitlik, sağlık, eğitim, oyun ve eğlence, yaşama, barınma ve engelli durumunda özel bakım haklarının yanı sıra fiziksel ve psikolojik şiddet ve cinsel sömürüye karşı korunma gibi “temel çocuk hakları” bulunmaktadır.

Çocuk, çocuktur...

Çocuklar, davranışlarını tam olarak kontrol edebilecek olgunluk ve bilince sahip olmadıklarından, karşılaştıkları zorluklar, engellemeler veya üzerlerindeki baskılar karşısında nasıl tepki vereceklerini, nasıl korunacaklarını, bu durumlarla nasıl başa çıkacaklarını, nasıl cevap verebileceklerini ya da onlara nasıl karşı koyacaklarını çoğu zaman bilemezler. Sorun çözme, öfke kontrolü, iyiyi kötüden ve doğruyu yanlıştan ayırt etme gibi idrak ve değerlendirme kabiliyetleri ile iletişim ve sosyal becerileri henüz gelişme aşamasında olan çocuklar bu nedenle yetişkinlere göre çok daha zayıftır.

İslam fıtratı üzerine doğan her bebek yani insan, özel, üzerinde “el yapımı” yazan bir “ürün” ya da belirli görevleri yerine getirmek için özel yazılımla programlanmış, önceden kodları yazılmış, ne zaman ne yapacağı belirlenmiş bir “robot” ya da kendisinden istenen her soruya eksiksiz cevap vermesi beklenen bir “yapay zekâ” değildir. Bu nedenle gelişim süreçlerinde çocuklarda bir yetişkin olgunluğuyla davranmalarını ya da kendilerinde talep edilenleri kusursuz bir “çıktı” olarak ortaya koymalarını beklemek mümkün olmadığı gibi absürt bir durum olur.

Çocukları nasıl yetiştirir, hangi değerlerle yönlendirir ve nasıl bir eğitim anlayışıyla beslerseniz, karşılığında alacağınız sonuç da kaçınılmaz olarak o istikamette şekillenecektir. Nihayetinde niyetinin sürüklediği yerde insanın karşısına çıkacağı değişmeyen tek hakikat şudur: Ne ekerseniz, onu biçersiniz.

Bu anlayışı, Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) çocuklara ve suç işleyen bireylere bakışında da görmek mümkündür. Peygamber Efendimiz’in suça ve suçluya yaklaşımı, İslam hukukunun temelini oluşturan eşitlik, adalet, merhamet, kamu düzeni ve insan onuruna saygı ilkeleri üzerine kurulu olmuştur. Onun yöntemi, sadece cezalandırmayı değil; suçun kökünü kurutmayı, bireyi ıslah etmeyi ve topluma yeniden kazandırmayı da hedeflemiştir. Bu yönüyle Peygamberimiz (s.a.v.), cezalandırıcı olduğu kadar eğitici, dönüştürücü ve koruyucu bir adalet anlayışı ortaya koymuştur.

Peygamberimiz (s.a.v.) açlık, yokluk, sevgisizlik ve sosyal adaletsizlik gibi şartların suça zemin hazırladığını açıkça ifade etmiş; “komşusu açken tok yatmayı” imanla bağdaştırmamış, bunun büyük bir hata olduğunu vurgulamıştır.

Haksızlığı, zulmü ve yöneticilerin adaletsiz tutumlarını suçun toplumsal nedenleri arasında gören Peygamber Efendimiz (s.a.v.), suç politikalarında ‘önleyici adalet’in temelini oluşturan; ‘din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et’ hadisiyle, zalimin zulmünü engelleyerek ıslah edilmesini, mazlumun ise uğradığı haksızlıktan korunmasını ve hakkının teslim edilmesini esas alan bir toplumsal dayanışma ve sorumluluk bilinci inşa etmiştir.

Peygamber efendimizin (s.a.v.) en önemli yaklaşımlarından biri de, suçla ilgili hükmün kişiler arasında ayrım yapmaksızın uygulanması olmuştur. Kureyş kabilesinden bir grup, Mekke’nin ileri gelen ailelerinden birinin hırsızlık yapan kadını affettirmek için araya girmesi üzerine Hz. Peygamber ayağa kalkarak şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki insanların helâk olmalarının sebebi, aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını vermeyip zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygulamalarıdır. Bu canı bu tende tutan (Allah)a yemin ederim ki Muhammed"in kızı Fâtıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!”

Peygamberimiz bu hadisiyle, adalet anlayışında hiçbir ayrıcalık tanımadığını, adaletin eşit uygulanmasının toplumun güveni ve hukukun üstünlüğü için vazgeçilmez bir ilke olduğunu ve suçla ilgili hükmün, kişilerin statüsüne bakılmaksızın eşit şekilde uygulanması gerektiğini ortaya koymuştur.

Hz. Peygamber (asm), çocuklara yönelik sevgi ve merhamet tutumunu yalnızca kendi evlatları ve torunlarıyla sınırlı tutmamış; sahâbî çocuklarına da aynı derecede şefkatle yaklaşmıştır. Kaynaklarda aktarıldığı üzere, Hz. Zeyd’in oğlu Üsâme ile torunu Hasan’ı birer dizine oturtmuş, ardından her ikisini de şefkatle kucaklayarak, “Ya Rabbi, bunlara rahmet eyle; çünkü ben onlara karşı merhametliyim” şeklinde dua etmiştir.

Bu hadis, Hz. Peygamber’in çocuklara yönelik kapsayıcı merhamet anlayışının, toplumsal düzeyde kuşatıcı bir şefkat ilkesine dayandığını açık biçimde göstermekte; O’nun çocuklara duyduğu sevgi ve merhamet, yalnızca kendi aile fertleriyle sınırlı olmayıp, toplumun tüm çocuklarını içine alan evrensel bir değerler sistemine işaret etmektedir. Bu hadis ayrıca, Peygamberimizin bu sevgi ve şefkatini hem sözlü ifadelerle hem davranışsal tutumlarla hem de ruhani yaklaşımlarla ortaya koyduğunu; ayrıca çocuklara karşı hiçbir ayrım gözetmemesinin, adalet ve eşitlik merkezli pedagojisinin ayrılmaz bir unsuru olduğunu göstermektedir.

Peygamberimizin çocuklara yönelik bu tutumu, modern eğitim ve aile anlayışı açısından da önemli bir referans çerçevesi sunmakta; sevgi, merhamet ve eşitlik ilkeleri temelinde yetişen çocukların, hem psikolojik açıdan sağlıklı bireyler olacağı hem de toplumun geleceği için umut ve güven telkin eden bir toplumsal yapı inşa edeceği gerçeğini ortaya koymaktadır.

***

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, devletin kuruluş aşamasında ve öncesinde en çok önem verdiği konulardan biri çocuklar olmuştur. Atatürk, bugünün küçüklerini yarının büyükleri,........

© Antalya Son Haber