Sözün bittiği yerde fotoğraf başlar
Geçtiğimiz hafta sonu bir foto röportaj için Anadolu’nun küçük bir yerleşiminde deklanşörün arkasındaydım. Karşımda, yüzündeki her çizginin ayrı bir hikaye fısıldadığı, yılların ağırlığını vakur bir sessizlikle taşıyan bir kadın duruyordu. Not defterimi açmış, sorularımı hazırlamıştım. Röportajın klasik ritmi başlayacaktı. Soru, cevap, notlar…Ama daha ilk soruyu sormaya hazırlanırken kadın mahcup bir gülümsemeyle elimi durdurdu.“Oğlum, boşuna sorma. Ben kendimi pek iyi anlatamam. Sorularına güzel cevaplar veremem ki…”O an bir foto muhabirinin meslek hayatı boyunca öğrenebileceği en kıymetli derslerden biri zihnimde şimşek gibi çaktı.Aslında benim aradığım şey süslü cümleler değildi. Kurgulanmış paragraflar değildi. Doğru kurulmuş, düzgün telaffuz edilmiş cevaplar hiç değildi. Çünkü bir foto muhabiri için en gerçek cevaplar çoğu zaman kelimelerin bittiği yerde başlar.Biz cevapları insanların dillerinde değil, bir elin masadaki tedirgin duruşunda, uzaklara dalıp giden bir çift gözde, ya da bir işi yaparken ki o kendine has telaşta ararız.Türkçede sık kullanılan güçlü bir ifade vardır. “Sözün bittiği yer.” Bu cümle genellikle kelimelerin yetersiz kaldığı durumlar için kullanılır. Büyük acılar, ağır dramlar, tarif edilemeyen duygular ya da insanı susturan olaylar karşısında söylenir. Bir olay o kadar yoğun, o kadar ağırdır ki artık konuşmak anlamsız hale gelir.Gazetecilikte de bu ifadeyi sıkça duyarız. Büyük felaketlerden sonra, insanlık dramları karşısında ya da toplumu sarsan olayların ardından köşe yazılarında bu cümle belirir.“Sözün bittiği yerdeyiz.”Bu ifade aslında tek bir yazara ya da belirli bir kaynağa dayanmaz. Türkçede zaman içinde oluşmuş bir retorik kalıptır. Osmanlı döneminde hitabet kültüründe buna benzer ifadeler kullanılırdı. “Söz burada hitam bulur.”Sözün nihayeti burasıdır. Söz........
