Marcus Aurelius'un düşüncelerini hatırlamak
Roma İmparatoru Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler, eserini yayımlamak veya gelecek nesillere felsefi bir miras bırakmak amacıyla yazmamıştır. Bu kitap, dünyanın o dönemki en güçlü adamının, cephede savaş çadırında geceleri yalnızca kendi vicdanıyla baş başa kaldığında tuttuğu şahsi bir ruhsal günlüktür.
Tarihteki "En iyi beş İmparator’dan biri olan Aurelius’un hayatı, dışarıdan bakıldığında mutlak bir güç gibi görünse de aslında trajedi, ihanet ve krizlerle örülüdür. O, saltanatını sarayda değil, Ren ve Tuna nehirlerinin dondurucu soğuğunda, Germen kabilelerine karşı yıllarca süren kanlı savaşları yöneterek geçirmiştir. Aynı dönemde Roma, nüfusunun çok büyük bir kısmını yok eden yıkıcı Antonine Vebası ile sarsılmıştır. Hayatındaki az bilinen gerçeklerden biri de yaşadığı derin evlat acılarıdır; eşi Faustina ile on üç çocukları olmuş, ancak bunların büyük çoğunluğu henüz bebekken ölmüştür. Üstelik hayatta kalan ve yerine geçen oğlu Commodus, Roma'yı felakete sürükleyecek kadar zalim ve liyakatsiz bir imparator olmuştur. Aurelius öylesine fedakar bir liderdi ki, savaş ve veba nedeniyle hazine tükendiğinde halka yeni vergiler yüklemek yerine, saraydaki imparatorluk mücevherlerini, heykellerini ve eşinin ipek kıyafetlerini meydanda açık artırmayla satmıştır.
İşte Kendime Düşünceler, böylesine devasa bir krizin, ölümlerin ve ihanetlerin ortasında, Aurelius'un aklını kaçırmamak ve insanlığını korumak için bulduğu bir terapi yöntemidir. Kitabın felsefesi Stoacılık üzerine kuruludur. Aurelius, dış dünyadaki kaosu, hastalıkları veya insanların kötülüklerini kontrol edemeyeceğimizi, ancak bunlara vereceğimiz tepkileri tamamen kontrol edebileceğimizi savunur. Olaylar kendi başlarına iyi ya da kötü değildir; onları böyle anlamlandıran bizim yargılarımızdır. Eserde sürekli olarak kendine şu uyarıları yapar: Şöhret ve güç geçicidir, ölüm her an kapıdadır, kibre kapılma ve doğanın akılcı düzenine uygun, erdemli bir hayat yaşa. Zihni, dışarıdan gelen darbelerle yıkılmayan, sarsılmaz bir "iç kale" olarak inşa etmeyi öğütler.
Bugün bu eserin insanları bu kadar derinden etkilemesinin sebebi yazarının mutlak samimiyetidir. O, kürsüden kitlelere ders veren bir hatip değil; karanlık bir çadırda korkuları, zayıflıkları ve öfkesiyle yüzleşerek erdemli kalmaya çabalayan yorgun bir adamdır. Bu eser, dış dünya ne kadar çıldırmış olursa olsun, içsel sükûnetin nasıl korunacağının evrensel bir rehberidir.
Bir sığınak olarak "yazmak"
İşte, Kendime Düşünceler kitabının gerçek değeri bu noktada ortaya çıkar. İnsan bazen hayatındaki en derin kayıplara dayanabilmek, ruhunu paramparça eden o acının altında ezilmemek ve aklını bütün tutabilmek için kelimelere sığınır. Bir eser her zaman okuyucu için veya akademik bir başarı için yazılmaz; bazen bir kitap, yazarın kendi içindeki yıkımı onarması, hayata tutunması ve sevdiklerinin ardından ayakta kalabilmek için inşa ettiği manevi bir sığınaktır.
Tıpkı benim gibi aslında, canım kızım ILGIN’ı kaybetmenin verdiği derin acımı ortadan kaldırmak için yazdığım ‘İstanbul Depremi’ kitabımda ona verdiğim koruyucu melek rolü ile kitapta yaşamaya devam etmesini sağlamak ve orada oluşan dünyayı kurgulamak, içimdeki tüm öfke ve hayal kırıklığımı adeta çimento yaparak tuğla tuğla inşa ettiğim, yüksek duvarları olan, o tuhaf sığınağı hatırlattı bana nedense …
Marcus Aurelius o dondurucu savaş çadırında, kaybettiği çocuklarının ve halkının yasını tutarken, acının onu bir tirana dönüştürmesini engellemek için kaleme sarıldı.
Yazmak, onun hayatta kalma ve erdemini koruma biçimiydi.
Oysa şimdilerde 3.Dünya savaşının arifesinde, hırstan gözü dönmüş liderlerin, Roma İmparatoru Aurelius gibi olmaması, binlerce masum insanın hayatını hiç düşünmeden tehlikeye atması ne kadar da normal geliyor hepimize. Tüccar Trump, İsrail topraklarını büyütme çabasında olan katil Netanyahu ve ülkesindeki insanlara hiç değer vermeyen Hamaney ve molla rejimi?!?!
Bu ahlaksız liderlerin, dünyayı yöneten üst akılın kuklaları olduğunu biliyoruz elbette ki ancak yine de bir 3.Dünya savaşını başlatmanın faturasını, masum ve savunmasız insanlar, hayatlarıyla ödeyecek gibi gözüküyor.
