menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Barış kanunu sadece silahları susturmaz, demokrasiyi de ayağa kaldırmalıdır

8 0
28.07.2026

Türkiye, uzun yıllar devam eden çatışmanın artık yalnızca bir güvenlik meselesi olmadığını kabul etmeye başlamıştır. Yaşanan insan kayıpları, ekonomik yıkım, zorunlu göçler, toplumsal kutuplaşma ve hukuk devletinin zayıflaması aynı tablonun birbirini tamamlayan parçalarıdır. Bu gerçeğin kabul edilmesi önemlidir. Çünkü doğru teşhis konulmadan doğru tedavi mümkün değildir.

Bazen bir ülke yalnızca yeni bir kanun yapmaz; yeni bir gelecek kurmaya çalışır. TBMM’ye sunulması planlanan çerçeve yasanın genel gerekçesi de tam olarak böyle bir anlayışı yansıtmalıdır.

Hazırlanacak metin, yıllardır süren çatışmaların sadece can kayıplarına yol açmadığını; aynı zamanda demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve toplumun devlete duyduğu güvene de ağır zararlar verdiğini açıkça ortaya koymalıdır. Böyle bir yaklaşım, yalnızca yeni bir hukuk metni değil, aynı zamanda yeni bir siyasal zihniyetin de ifadesi olacaktır.

Kanunun en güçlü yönü ise barışı bir “af” meselesi olarak değil, hukuk devleti ilkeleri içinde yürütülecek bir geçiş dönemi adaleti süreci olarak tanımlaması olmalıdır. Türkiye’nin uzun yıllardır ihtiyaç duyduğu yaklaşım da budur. Çünkü gerçek barış, mahkeme salonlarını kapatmak değil; adalet duygusunu yeniden inşa edebilmektir.

Bu nedenle hazırlanacak çerçeve yasa yalnızca ceza hukuku düzenlemeleriyle sınırlı kalmamalıdır. Mağdur haklarını güvence altına alan, toplumsal uzlaşmayı destekleyen, yargısal denetimi güçlendiren ve parlamentonun etkin rolünü güvence altına alan bütüncül bir demokratikleşme perspektifi taşımalıdır.

Ben bir hukukçu değilim. Ancak bu ülkede uzun yıllar yaşamış, bu çatışmanın toplumsal sonuçlarına tanıklık etmiş bir yurttaş olarak, kanunu hazırlayacaklara birkaç öneri sunmak istiyorum.

Öncelikle unutulmamalıdır ki Türkiye’deki sorun yalnızca silahlı bir güvenlik meselesi değildi. Aynı zamanda bir demokrasi meselesiydi. Dolayısıyla geçiş dönemi hukuku yalnızca infaz sistemini düzenlemekle yetinmemeli;........

© Amida Haber