Fileden Çıktık Yola
Benim tanık olduğum alışveriş takas sistemine dayanıyor. Aydın’dan develerle getirilen incir, zeytin ve zeytinyağı, buğday, bulgur ve arpa ile takas edilirdi. Yayladan yoğurt, peynir ve tereyağı tuluğa basılmış olarak gelir, karşılığında pekmez, bulgur, tarhana ve buğday verilirdi.
Babam eşeğin semerine heybeyi koyar satılacak mercimek, nohut ve buğday ayrı ayrı keselerin içinde heybeye yerleştirilir, kasabanın pazarına gider. Önce ürünümüzü satar, sonra evin ihtiyacı olan basma, pazen ve lastik ayakkabı gibi ihtiyaçlarımızı alıp gelirdi.
Köyümüze Austun marka otobüs alındı. Herkes Çarşamba günü kurulan şehir pazarına gider oldu. Heybeler yavaş yavaş terk edildi. Kapaklı ve kapaksız sepetler heybelerin yerini aldı. Birde baktık sepetlerin yerini geniş delikli örme keseler, fileler aldı.
Hiç unutmam “ninem filede gelen eşya haramdır” dedi. Neden haram olsun dediğimde yavrum aldıklarımızı herkes görüyor. Bunu alan var alamayan var, gören gözün hakkı vardır. “Çocukluğumda bir dilim ekmek üzerine kaymak veya pestel çalıp vermezdi. Oyun oynarken ekmek yenmez, acıkmışsan ekmeğini güzelce ye, ondan sonra git oyna, nimeti yerken döker çiğnersin, günah olur. Yediğini bulamayan vardır. Helal rızkın gözlü olur, gözlü mal haramdır derdi.
Sepetler atıldı, yakıldı, fileler renk renkti unutuldu.1968 yılında Ankara’da........
