menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mahir, Deniz, Kaypakkaya Çizgisi ve Cumhuriyet’le Hesaplaşma

17 0
08.04.2026

Ben bu meseleyi kitaplardan öğrenmiş biri gibi değil, yaşamış biri olarak değerlendiriyorum. 1968-1971 arasında üniversitelerin ne hâle geldiğini gördüm. Fakültelere girilemez olmuştu. Amfiler ilim ve tahsil mekânı olmaktan çıkmış, sloganın, baskının, işgalin ve ideolojik tahakkümün alanına dönmüştü. Kendileri gibi düşünmeyenlere kolayca “faşist” diyen, üniversiteyi serbest fikrin yuvası değil, devrimci mücadele alanı sayan bir anlayışla karşı karşıyaydık. Bu yüzden benim için mesele kuru bir tarih tartışması değil, doğrudan doğruya yaşanmış bir devrin muhasebesidir. O dönem, özgürlük yılları değil; üniversitenin susturulduğu, dersin felce uğratıldığı ve gençliğin birbirine kırdırıldığı bir dönemdi.

Bugün Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya ve benzeri isimler etrafında yeniden bir kahramanlık hikâyesi örülmek isteniyor. Ben bu gayrete gülümsüyorum. Çünkü bir insanın Atatürk’ün adını ağzına alması, onu Atatürkçü yapmaz. Bir çizginin ne olduğuna bakarken ölçü, kullandığı semboller değil; savunduğu dünya görüşü, önerdiği toplum modeli ve meşru saydığı mücadele yöntemidir. Bu isimlerin ortak hattı, Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşlık ve üniter devlet anlayışıyla uyumlu bir çizgi değil; aksine sınıf merkezli, devrimci ve yer yer etnik ayrışmayı besleyen bir siyaset üretmiş olmalarıdır.

Benim asıl itirazım, Mahir Çayan çizgisinin Atatürkçülükle yan yana getirilmeye çalışılmasıdır. Mahir’in hattını, onun “Atatürkçüyüm” deyip demediğine bakarak değil, bizzat savunduğu fikirler üzerinden okumak gerekir: sınıfsal devrim, silahlı mücadele, devrimci zor, “millî mesele” ve “kendi kaderini tayin hakkı”. Bu çizgi, ortak vatandaşlık zemininde yükselen millî egemenlik anlayışına değil; sınıfsal dönüşümü zor yoluyla gerçekleştirmeye dönüktür. Sınıf diktatörlüğü arzusu ile Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet arasında benim gözümde fikrî bir bağ yoktur. Atatürk’ün projesi millî egemenliktir; Mahir çizgisinin hedefi ise Cumhuriyet’i kendi sınıfsal devrim tasavvuruna göre aşmaktır. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i silah zoruyla dönüştürmek isteyen hiçbir çizgi, ne kadar anti-emperyalist slogan kullanırsa kullansın Atatürkçü sayılamaz.

Atatürk’ün millet anlayışında sınıf savaşı yoktur; toplumu birbirine düşman sınıflara ayıran devrimci zor mantığı yoktur; etnik parçalanmayı siyasal hak gibi sunan bir çerçeve yoktur. Atatürk’ün Cumhuriyeti, fertleri etnik kökenleriyle değil, ortak vatandaşlık bağıyla birleştiren bir siyasal iradedir. Buna karşılık 68 kuşağının devrimci öncüleri, sınıfsal devrimi merkeze alırken buna bir de “halkların kendi kaderini tayin hakkı” ve “halkların kardeşliği” söylemini ekleyerek Cumhuriyet’in bütünleştirici vatandaşlık zeminine karşı başka bir ideolojik kapı açtılar.

“THKP/THKC’e üye olabilmek için Marksist-Leninist formasyona sahip olunacak, parti içinde verilen görevleri kabul edecektir.” 7. maddesi şöyle demektedir.

“THKP bizzat savaşan partizanlardan oluşmaktadır. THKP, politik askerî liderliğin birliği ilkesini esas almaktadır. THKP’nin önderliğinde yürütülen gerilla savaşı, halkın gerçek ordusunu oluşturacaktır. Türkiye ihtilalinin yolu partimizin yoludur.”

İhtilalin yolu adlı dağıttıkları bildiride ise; başta işçi sınıfı olmak üzere halkın memnuniyetsizliğini silahlı ve örgütlü mücadeleye dönüştürmek partimizin ana yapısını güçlendirecektir. İkinci aşama gerilla savaşıdır. Kır ve şehir gerillası olarak örgütlenmek, 3. ve 4. aşamalar düzenli orduya geçmektir.[1]

“Devrimci proletarya millî meseleyi ulusların kendi kaderini tayin hakkının ışığı........

© Akdeniz Gerçek