İnsan bildiği kelimeler kadar yaşar...
“Peki ya söyleyemediğimiz kelimeler…
Yaşamadığımız hayatlara mı dönüşüyor?”
Bazı yazılar masanın başında başlamaz.
Bir planla, bir niyetle hiç başlamaz.
Bir yerde otururken gelir.
Bir şey okurken, bir cümlenin altını çizerken, bir anda susup boşluğa bakarken…
Bazen de hiçbir şey olmuyordur. Hayat gayet sıradan akıyordur.
Kahve içiliyordur mesela. İnsan kendi hâlindedir.
Ama bir soru düşer akla. Öyle bağıran bir soru değil.
Sessiz ama rahatsız edeninden.
İnsan o soruyu hemen cevaplamaz.
Çünkü cevap gelirse, bazı şeyleri yerinden oynatmak gerekecektir.
İşte bu yazı da tam olarak öyle bir yerden çıktı.
Bir dil meselesi gibi başladı belki.
Kelimeler, cümleler, ifade edemediklerimiz…
Ama biraz durup bakınca mesele kelimeler değilmiş gibi duruyordu.
İnsan kendini kelimeleriyle mi anlatıyordu, yoksa kelimelerinin izin verdiği kadar mı yaşıyordu?
Ve bazı sorular vardır, cevaplanmaz. Yazılır.
İnsan kendini anlattığını sanır.
Oysa çoğu zaman yaptığı şey şudur:
“Elindeki kelime stoğuyla........
