“ZEKA TEK DEĞİL...! BİZE YANLIŞ PAKET SATMIŞLAR”
“Sınavda başarısız oldun diye hayatta da başarısız sayan sisteme küçük bir not…!”
Bizim ülkede zekâ dediğin şey çok net ölçülür:
Matematik yapıyorsan zekisin. Yapamıyorsan “daha çok çalışman lazım”. Hatta daha dramatik bir versiyonu da var: “Senin kafan basmıyor.”
Bak ne kadar ekonomik cümle. İki saniyede çocuğun hayatını söndürüyor. Emeğe saygı, psikolojiye şefkat falan yok. Direkt kapatıyor konuyu. Sanki insan beyninde “zeka tuşu” var da, bazıları açmayı unutmuş.
Oysa bazı çocukların zekâ tuşu açık… Sadece bizim sistem yanlış yere basıyor.
Çünkü biz zekâyı ölçmüyoruz. Biz test çözme refleksini ölçüyoruz. Kusura bakmayın ama IQ değil bu; Bu resmen “kalemle hızlı boyama yarışması”.
Howard Gardner diye bir adam var. Harvard’da psikolog.Diyor ki: “Zekâ tek bir şey değil.”
Yani yıllardır beynimize dayatılan o meşhur cümleyi çöpe atıyor:
“Zeki insan böyle olur.”
Hayır canım. Zeki insanın “tek bir modeli” yok. Bizim sadece o modele uygun olanları “zeki” sayma takıntımız var.
Gardner’a göre zekâ çeşit çeşit:
Kelimelerle iyi olan var (yazıyor, konuşuyor, ikna ediyor)
İnsan okuyan var (ortama girince herkesin derdini anlıyor)
Müzikte dâhi olan var (notayı değil, ruhu duyuyor)
Bedenini iyi kullanan var (dans, spor, sahne)
Görsel düşünen var (tasarımcı gibi bakıyor)
Ama sistem ne diyor? “Bunlar güzel şeyler… Hobi olarak yaparsın.”
Evet canım. Hobi olarak yaşarız. Geçimimizi de paragraf sorularıyla sağlarız.
Şimdi asıl komik kısma gelelim: Biz herkesi aynı sınava sokuyoruz. Aynı masaya oturtuyoruz. Aynı kitabı veriyoruz. Aynı soruyu soruyoruz.
Sonra da diyoruz ki: “Bu niye başarılı olamadı?”
Bu mantık şuna benziyor:Herkese 37 numara ayakkabı giydirip maraton yaptırmak.Sonra yürüyemeyene “beceriksiz” demek. Kardeşim… Ayakkabı yanlış. Ama biz hâlâ ayağı suçluyoruz.
Bir de bu “zekâ” meselesi büyüyünce bitmiyor. Okul gidiyor, yerine iş hayatı geliyor.
İş hayatında zekâ daha da şahane ölçülüyor:
Çok konuşuyorsa lider
Sunum yapıyorsa vizyoner
İş üretiyorsa “zaten onun işi”
Burada da başarı ölçmüyoruz biz. Görünürlük ölçüyoruz. Hatta bazen en çalışkan olanın adı bile bilinmez. Ama en çok konuşan, en çok alkışı alır. Sonra ne oluyor? İnsanlar zekâlarını geliştirmeye değil… Gösterişlerini geliştirmeye başlıyor.
Ve daha da acısı şu: Zekâ türünü bulamayan çocuklar yok…
Zekâyı tanımayan sistemler var.
Biz yıllarca yanlış bir terazide tartılıp, kendimize “hafif” dedik. Oysa ağırdık.
Sadece ölçüm hatalıydı.
Şimdi durup düşünelim…
Hayatta kendini “yetersiz” hissettiğin anlarda, belki de gerçekten yetersiz olduğun için değil…
Sadece yanlış yerde, yanlış şekilde, yanlış şeyle ölçüldüğün için.
Hiç düşündün mü, sen gerçekten “yetersiz” misin…
Yoksa sadece zekânı yanlış sınıfta mı sınadılar?
