Laboratuvardan Sanata Varmak
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Laboratuvardan Sanata Varmak
Bilimsel araştırmalar kanserden üreme biyolojisine, organoidlerden kök hücre temelli embriyo modellerine uzanan geniş bir alanda laboratuvarlarda her gün insan yaşamına ilişkin yeni bilgiler üretiyor. Bu bilgiler, biyolojik bir mekanizmayı biraz daha açıklarken beden, hastalık, başlangıç, ölüm ve hayat hakkındaki düşüncelerimizi de değiştiriyor. Bu değişimin sanatsal ve felsefi karşılığı, araştırma tamamlandıktan sonra eklenen kültürel bir yorum gibi ele alınmadığında, kendi başına bir bilgi biçimine, deneyin içinden doğan bir düşünme yoluna dönüşüyor. Bu düşünme yolu, araştırma sorusunun nasıl kurulduğunda, kullanılan hücrelerin nereden geldiğinde, görüntülerin nasıl adlandırıldığında, bulgunun kamuoyuna nasıl anlatılacağında ve bu bilginin gündelik yaşamımızı nasıl değiştireceğinde yer bulduğunda toplumsal anlamı da en başında kuruluyor. Bu yazı, sanat ve felsefenin yaşam bilimleriyle kurduğu ilişkinin üniversitelerin bilim, kültür ve toplum politikalarında kalıcı bir yer edinmesi gerekliliğinin görünür olması için hazırlanmıştır.
Tıp fakültesindeki bir laboratuvarda gündelik çalışma oldukça somut sorular etrafında ilerler. Bizler kanser hücresinin hangi sinyalle çoğaldığını, tümör mikroçevresinin tedaviye direnci nasıl etkilediğini, bir kök hücrenin hangi hücre soyuna yöneldiğini ya da erken gelişimin belirli bir evresinin kültür ortamında nasıl modellenebileceğini araştırırız. Deney gruplarını kurar, görüntüleri kaydeder, moleküler verileri karşılaştırırız. Laboratuvarda karşımıza çıkan her yeni yapı ölçülebilir özellikleriyle kayıt altına alınır ve görüntülenir. Bütün bunlar devam ederken, düşünce alanı biraz genişletildiğinde, bir tümör organoidi hastalığın üç boyutlu bir modeli olarak değer taşırken aynı zamanda bedenden ayrılmış ve laboratuvar koşullarında sürdürülen bir yaşam parçası olarak da düşünceyi harekete geçirir. Yeniden programlanan bir deri hücresi, önceki işlevini geride bırakıp bambaşka hücrelere dönüşme potansiyeli kazandığında kimlik ve biyolojik süreklilik hakkındaki yerleşik kabullerimizi sarsar. Erken gelişime ait kimi özellikleri taşıyan hücresel modeller ise başlangıcın nerede ve hangi koşullarda tanımlanabileceğini yeniden düşündürür. Laboratuvarımızda yaptığımız her proje bize farklı bir konuda düşünme alanı açar. Bugün laboratuvarda gerçekleştirdiğimiz çalışmaların bir bölümü Takahashi ve Yamanaka’nın ilk defa ürettiği indüklenmiş kök hücrelerle ilgilidir. Araştırmacıların insan derisinden aldığı bir örneği, vucuttaki tüm hücrelere değişebilen “pluripotent” aşamaya yeniden programlaması, hücresel kimliğin kabul edilen sınırlarını değiştirmiştir. Sonraki çalışmalar, pluripotent kök hücrelerden erken embriyonik gelişimin belirli aşamalarını taklit eden modeller üretmiştir. Bu gelişmeler embriyonun döllenme olmaksınız laboratuvar ortamında oluşturulabileceğine işaret etmektedir. Kök hücrelerden oluşturulan bu deneysel modeller, erken insan gelişiminin belirli evrelerini ve hücresel ilişkilerini incelemeye yarar. Her ne kadar “sentetik embriyo” olarak adlandırılsa da eksiksiz bir embriyoyu temsil etmez ve sentetik malzemeden üretilmez. Uluslararası Kök Hücre Araştırmaları Derneği de kavramların dikkatle kullanılmasını özellikle vurgulamaktadır. Bununla beraber tüm sınırlılıklar ve bu bilimsel sınırların açıkça belirtilmesi, sanatın ve felsefenin hareket alanını daraltmaz. Modelin gerçek kapasitesini bilmek, onun uyandırdığı soruların daha sağlam bir zeminde ele alınmasını sağlar. Böylece etkileyici fakat yanlış bir gelecek tasviri yerine, bugün laboratuvarda gerçekten değişmekte olan şey üzerine konuşulabilir.
Kanser araştırmaları bu ilişkinin neden gerekli olduğunu açıkça gösterir. Laboratuvarda kanser hücre hattı, doku kesiti, gen ifadesi, mikroskobik görüntü ve sayısal veri biçiminde görünür. Hastanın korkusu, beden algısındaki değişim, destek olanların emeği, tedavinin ekonomik yükü ve hastalığa eşlik eden toplumsal dil deney tüpüne sığamaz. Bilimsel araştırmada deney planı belirli bir soruyu yanıtlamak üzere kurulduğu için bu deneyimleri ölçüm alanının dışında bırakır. Oysa mikroskoptan başımızı kaldırdığımızda kanserin insan hayatındaki karşılığının bütün bu katmanlarla birlikte oluştuğunu görürüz. Sanat, mikroskop altında izlenen hücre çoğalması ile hastanın değişen zaman duygusu arasındaki mesafeyi gösterebilir. Tümörün moleküler haritasını bedenin kişisel ve toplumsal anlamıyla yan yana getirebilir. Bu yaklaşım bilimsel veriyi değiştirmeden, verinin insan yaşamında açtığı alanı görünür hâle getirir.
Üreme biyolojisi aynı soruları daha hassas bir düzlemde karşımıza çıkarır. İnfertilite, implantasyon başarısızlığı, gebelik kaybı ve plasenta hastalıkları üzerine geliştirilen modeller büyük bir tıbbi değer taşır. Yumurta, sperm, embriyo, plasenta ve rahim aynı zamanda aile, annelik, akrabalık, cinsiyet, soy, mahremiyet ve mülkiyet kavramlarının merkezinde yer alır. Gelişimsel bir süreç beden dışında modellenmeye başladığında, rahmin görünmez alanıyla ilişkilendirilen başlangıç kültür kabında izlenebilir, görüntülenebilir ve veriye dönüştürülebilir hâle gelir. Bu görüntüler farklı laboratuvarlara taşınabilir, veri tabanlarında saklanabilir ve yeni araştırmaların malzemesi olabilir. Hücrenin kimden alındığı, bağışçının onamının gelecekteki kullanımları ne ölçüde kapsadığı, ortaya çıkan model üzerinde kimin söz sahibi olacağı ve üretilen bilginin sağlayacağı yararın nasıl paylaşılacağı artık laboratuvarın dışına taşan sorulardır. Çıkan sonucun değeri bizim en çok önemsediğimiz alanda yer bulur. Yaptığımız çalışmanın hangi hastalığa çare olabileceği laboratuvarın dışına taşacak bir sosyal anlam yaratır.
Bilimsel yeniliklerin kültürel ve siyasal sonuçları çoğu zaman teknoloji olgunlaştıktan sonra gündeme gelir. Yöntem geliştirilir, patentler alınır, yatırımlar yapılır ve klinik beklentiler güçlenir. Sanat ise sınırları büyük ölçüde çizilmiş bu teknoloji hakkında konuşmaya davet edilir. Oysa düşüncenin en verimli zamanı, yeni bilimsel nesnenin adı, kullanımı ve geleceği henüz kesinleşmeden önce başlar. Sanatçı araştırmanın bu aşamasında laboratuvara girdiğinde tamamlanmış bir bulguyu resmetmekle yetinmek zorunda kalmaz. Görüntünün hangi işlemlerden geçerek üretildiğini, sürece hangi bedenlerin ve malzemelerin katıldığını, neyin başarı kabul edildiğini, hangi başarısızlıkların kayda geçmediğini ve araştırmanın nasıl bir gelecek öngördüğünü bilim insanıyla birlikte inceleyebilir. Felsefe de yeni nesnenin mevcut kavramlara sığmadığı yerleri ortaya çıkarır. Böyle bir birliktelik, toplumsal düşüncenin bilimsel gelişmeyi uzaktan izlemesi yerine onunla eş zamanlı olarak oluşmasına imkân verir.
Bio-SANAT bu eş zamanlı düşünme ihtiyacından doğar. Canlı hücre, bakteri ya da dokuyla çalışabilen bu alan, biyolojik malzemeyi sergilemenin çok ötesini başarır. Laboratuvar görüntülerini, bilimsel yöntemleri, biyoteknolojinin sunduklarını ve bunların çevresinde kurulan güç ilişkilerini araştırır. Canlı bir yapının sürdürülebilmesi emak, zaman, kaynak ve sorumluluk gerektirir. Bunun yanında insan ya da hayvan kaynaklı materyalin sanat alanına taşınması onam, mülkiyet, biyogüvenlik ve imha gibi soruları beraberinde getirir. Hastalık görüntüsünün sergilenmesi ise kimin deneyiminin görünür kılındığını ve kimin sessiz kaldığını sorar. Bio-SANAT’ın gücü, bu ilişkileri bilimsel gerçekliği........
