menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Profesörlük Koltuk mu, Sorumluluk mu?

15 0
01.06.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Profesörlük Koltuk mu, Sorumluluk mu?

Profesörlük, yalnızca bir makam ya da unvan değil; bilgi üretme, yetişmiş insan gücü kazandırma ve topluma yön verme sorumluluğunu taşıyan ağır bir akademik görevdir. Peki profesör deyince ne anlamalıyız? Eskiden profesörlük nasıl algılanıyordu, bugün ne değişti? Dünyada ve ülkemizde profesörler ne yapıyor?

Profesör, üniversitelerde ulaşılabilecek en yüksek akademik unvandır. Bu unvana ulaşmak yıllar süren eğitim, araştırma, yayın üretimi ve akademik değerlendirmeler sonucunda mümkün olur. Bir profesör yalnızca ders anlatan kişi değil, aynı zamanda bilimsel araştırmalar yapan, genç akademisyenler yetiştiren, toplumsal sorunlara çözüm arayan ve bilgiyi üreten kişidir. Üniversitelerin temel taşı olan akademisyenler içinde profesörler, deneyimleri ve bilimsel birikimleri nedeniyle ayrı bir sorumluluk taşırlar.

Eskiden profesör denildiğinde toplumun gözünde daha çok “bilge insan” algısı vardı. Profesörler sadece üniversitede değil, toplumun her alanında fikirlerine başvurulan kişilerdi. Televizyon programlarında, gazetelerde, bilimsel toplantılarda onların görüşleri dikkatle takip edilirdi. Akademik unvan, ciddi bir saygınlık ve güven duygusu oluştururdu. Çünkü profesörlük, bilgiye adanmış bir hayatın sembolüydü.

Günümüzde ise hem üniversite sayısının artması hem de akademik sistemin büyümesiyle birlikte profesörlük algısında bazı değişimler yaşandı. Artık daha fazla sayıda üniversite ve akademisyen bulunuyor. Bu durum bilimsel üretim açısından olumlu olsa da zaman zaman akademik kalite tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Toplumun bir kısmı, profesörlerin yalnızca ders verip yüksek maaş alan kişiler olduğunu düşünebiliyor. Profesörlerimiz gerçekten “yan gelip yatıyor” mu? Bu soru, toplumda zaman zaman dile getirilen, kimi zaman da üniversitelere yönelik genel bir eleştirinin parçası olarak kullanılan bir ifadedir. Oysa üniversite dışından bakıldığında görünmeyen çok yoğun bir akademik emek vardır.

Yaklaşık üç yıl önce profesör olduğumda, yüksek makamda bir idarecinin bana söylediği bir cümle beni oldukça şaşırtmıştı: “Sen niye hâlâ makale yazıyorsun ki, artık profesör oldun.” O an aslında toplumda akademisyenliğe dair önemli bir yanlış algının varlığını bir kez daha fark ettim. Oysa gerçek akademisyenlik tam da profesör olduktan sonra daha büyük bir sorumlulukla devam eder. Çünkü profesörlük bir son değil, bilimin üretim merkezi olma sürecinin başlangıcıdır. Ben de o gün “Asıl şimdi kolları sıvama zamanı” demiştim.

Profesör olmama rağmen hâlâ bayram tatili, hafta sonu, sabahın erken saatleri ya da gecenin ilerleyen vakitleri demeden çalışmaya devam ediyorum. Bilim üretmenin belirli bir mesaisi yoktur. Bazen sabah saat 06.00’da bir makalenin düzeltmesini yapar, bazen gece yarısı yeni bir proje fikrini not alırım. Çünkü akademisyenlik yalnızca bir meslek değil; aynı zamanda düşünmeye, üretmeye ve insanlığa katkı sunmaya adanmış bir yaşam biçimidir.

Bir profesörün günlük yaşamı çoğu zaman sanıldığından daha yoğundur (öyle olmalıdır!). Ders hazırlıkları, öğrenci danışmanlıkları, tez yönetimleri, bilimsel makale yazımı, araştırma projeleri, kongreler, akademik kurullar, sınavlar ve idari görevler profesörlerin çalışma alanları arasındadır. Özellikle sağlık alanındaki profesörler için bu yük daha da ağırdır. Çünkü eğitim ve araştırmanın yanında hastalara hizmet verme sorumluluğu da bulunmaktadır. Bir tıp profesörü aynı gün içinde ameliyata girebilir, öğrenciye ders anlatabilir, bilimsel makale değerlendirebilir ve araştırma toplantısına katılabilir.

Bir akademisyenin gerçek değeri yalnızca yazdığı makalelerle değil, yetiştirdiği öğrenciler, bilim insanları ve genç meslektaşlarıyla ölçülür. Çünkü bilim, bireysel bir yolculuktan çok kuşaktan kuşağa aktarılan bir emek zinciridir. İyi bir profesör, arkasında yalnızca yayınlar değil; düşünen, araştıran ve........

© Akademik Akıl