Kur’ancılık ve Kur’ancılara (Bize Kur’an Yeter) Sorulan Sorular-2
Soru: Peygamberin ve sahabelerin Kur’an’ı doğru olarak günümüze aktardığına inanıyorsunuz da aynı kişilerin yazdıkları hadislere niye inanmıyorsunuz?
Öncelikle bu soru da şirksel öğeler içerir. Kur’an ile hadislerin aynı kefeye konulduğu bu soru çok sorulsa da cevabı basittir. Kur’an Yüce Allah’ın son kutsal kitabı ve kelamı olarak kıyamete kadar korunacaktır. Hicr Suresi 9. Ayette ‘’O Zikri (Kitabı) sana Biz indirdik Biz. Onu koruyacak olan da Biziz. ‘’ Casiye Suresi 2. Ayette ‘’Bu Kitap, üstün olan ve doğru kararlar veren Allah tarafından indirilmiştir.’’ Maide Suresi 44. Ayette ‘’İçinde (doğru yola) bir rehber ve nur olan Tevrat’ı biz indirdik. Allah’a teslim olmuş nebîler, Yahudiler arasında onunla hükmederlerdi. Hocalar ve âlimler ise kendilerinden Allah’ın kitabını korumaları istenmesi sebebiyle onunla hükmederler ve ona şahit olurlardı. Siz, insanlardan korkmayın; benden korkun. Ayetlerimi geçici bir bedelle değişmeyin. Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, kâfir olanlardır.’’ Kehf Suresi 27. Ayette ‘’Rabbinin Kitabından sana vahyedileni oku. O’nun sözlerinin yerine geçecek bir şey yoktur. O’ndan başka sığınacak bir yer de bulamazsın.’’ Fussilet 41 ve 42.Ayetlerde ‘’Bu Zikir kendilerine gelince görmezlik edenler (ateşe atılacak olanlardır). Oysaki o, güçlü bir kitaptır. Batılona, önünden de arkasından da yanaşamaz. Doğru kararlar veren ve yaptığını güzel yapan Allah tarafından indirilmiştir.’’ Vahyedilir.
Yani görüldüğü üzere bu durumda, Kur’an’ın indiği devirde onu yazan sahabeler, Arabistan’da değil; Danimarka’da, Çin’de, Arjantin de vb. de olsa, isimleri bambaşka kişiler de olsa(Hans oğlu Thomas, Rodri oğlu Carlos vb… ) Kur’an yine doğru bir şekilde yazıya geçirilecekti.( Kur’an zaten Hz. Muhammed zamanında vahiy geldikçe peyderpey yazıya geçirilmiştir.) Bu durum sahabelerin yüceliğinden değil, Yüce Allah’ın Kur’an’ı korumasından dolayıdır. Ancak hadisler de öyle bir şey yoktur.
Ayrıca sahabeler için ‘’onlar hadis de yazıyorlardı’’ diye kesin olarak konuşmak ve aşırı övücü olarak sahabelerin her dediği doğru çünkü onlar cennetliktirler ve ‘’Cennetle müjdelenen 10 Sahabe’’ gibi anlatımlar ve inanışlar da yanlıştır. Gaybı yalnızca Yüce Allah bilir. Kimse Cennet veya Cehennem’e gideceğini önceden bilemez. Neml Suresi 65. Ayette ‘’De ki; “göklerde ve yerde olan gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Onlar ne zaman yeniden diriltileceklerini fark edemezler.” Vahyedilmiştir. Hadisler yazılmaya başladığında zaten Hz. Muhammed’i gören sahabelerin hepsi vefat etmişlerdi. Buhari döneminde de 8’li ravi zincirinin 6’sı zaten vefat etmişti. Muhakkak ki Hz. Muhammed ‘in çok iyi dostları, mümin ve özü sözü bir, güzel yürekli arkadaşları vardı. Buna hiçbir şüphe yok. Ancak ona bir mümin gibi yaklaşıp da gerçekte münafık olanlar da vardır. Bu kişileri yalnızca Yüce Allah bilir. Münafikun Suresi 1. Ayet ‘’Münafıklar (iki yüzlüler) sana geldiklerinde derler ki “Biz şahidiz; gerçekten sen Allah’ın elçisisin.” Allah, elbette senin kendisinin elçisi olduğunu biliyor ama Allah şahit, münafıklar kesinlikle yalancıdırlar. Tevbe Suresi 101. Ayette Hem çevrenizdeki çöl Araplarından hem Medine halkından ikiyüzlülükte (münafıklıkta) uzmanlaşmış münafıklar vardır. Onları sen bilmezsin, biz biliriz. Onları iki defa azaba uğratacağız. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir. Vahyedilmiştir. Bu nedenle hadislere kutsal bir koruma kılıfı uydurup sahabeleri günahsız gibi gösterip yüceltmek yanlıştır.
Soru: Yüce Allah’ın, Resulü’ne, Cebrail vasıtasıyla göndermiş olduğu ‘’Vahy-i Metluv’’ yani okunan vahiy olan Kur’an’dan başka okunmayan vahiy anlamındaki; ‘’Vahy-i Gayr-i Metluv’’ un varlığına neden inanmıyorsunuz?
Çünkü böyle bir şey olamaz. Öncelikle tüm bu nitelendirmeler Muhammed Peygamber’i insanüstü yapma ve başka peygamberlerle yarıştırma çabasıdır. Ancak o Kur’an da da defalarca bahsedildiği gibi bir beşerdir. Kur’an dışı vahyin sürekli geldiğini söylemek ontolojik olarak da yanlıştır. Yüce Allah ve insanoğlu sürekli bir konuşma içerisinde bulunamaz. Bu durum zaten olağanüstü olan bir durumu Peygamber için sıradanlaştırma haline getirmektir. Peygamberin zorda kaldığı zaman sürekli dilekte bulunup karşılık olarak vahyedilip cevabını da alması durumu vahiy kavramının niteliğini küçültür. Yüce Allah’la bu şekil konuşmaya kimsenin gücü yetmez.
Eğer ki ‘’gayr-i metluv vahiy’’ gerçek olsaydı, Kur’an ayetlerine verilen önem tabi ki ‘Kudsi Hadisler’e de verilirdi. Onlar da Kur’an la birlikte yazılıp, insanlar Kur’an’la birlikte öğretilirdi. Resul, Yüce Allah’la konuşmasını önemine göre kategorize edip bunlardan hiç bahsetmeyecek miydi; bu minvalde bir vahiy almayacak mıydı? Sahabeler ve Peygamber bu vahiyleri yazmayı hiç düşünmeyecekler miydi? Yüce Allah bu vahiylerini korumayacak mıydı? Bu büyük bir iftiradır. Kudsi Hadisler onlarca hatta yüzlerce yıl sonra ortaya çıkmışlardır. Kur’an da bu durumun olamayacağıyla ilgili onlarca ayet vardır. Tebliğin içeriği yalnızca Kur’an ile sınırlıdır. Muhammed Peygamber Kur’an’la tebliğ eder. Kudsi Hadisler Yüce Allah adına atılan iftiralardır. Korkunçtur. Zaten buna inanarak üstüne ‘’Sünnet Kuran’ı nesheder’’ inancıyla da Kur’an bilinçli bir şekilde sistematik olarak geri plana itilmiştir.
Hud Suresi 57. Ayette “Eğer yüz çevirirseniz ben, bana gönderilen şeyi size tebliğ etmiş bulunuyorum. Rabbim, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O’na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Kuşkusuz benim Rabbim her şey üzerinde bir Hafîz’dir; kollar, gözetir.”
Kur’an da başka türlü vahye bırakılacak bir noksanlık yoktur. En’am Suresi 38. Ayette’’ Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap’ta,........© Adil Medya
