Kuçuradi nerede yanılmıştı?
Onu yüceltenler Kuçuradi'nin “din-dışı” etik savunusunu alkışlıyorlardı. Bir kısmı da “fikre saygı duyulmaz” dediği için alkışlıyordu. Geriye kalan ise bir felsefeden çok sloganlardı. Aydın Doğan Ödülü, Goethe Ödülü, Girit Üniversitesinden aldığı ödül, Havana'da aldığı ödül, UNESCO Aristoteles Ödülleri ve benzerlerinin hepsi de “din dışı ahlâk” savunusundan dolayıdır.
Prof.Dr. Bülent Şenay/ Bursa Uludağ Üniversitesi
'Hayat, anlamak ve anlatabilmekten ibarettir evlat!' demişti merhum babam.
Felsefe bir anlama çabasıysa eğer Türkiye'de bir felsefecinin konuşmalarında mütemadiyen 'değerler' meselesine dönüp dolaşıp, dînî kültürel ahlâkı reddedip, hatta tehlikeli addedip, farklı anlamlar yükleyerek etik'ten bahsetmesi, dînî-kültürel ahlâkı kendi iddiasına göre evrensel etik karşısına yerleştirmesi, kamusal ahlâkı problemli görmesi, bu redler üzerine bir insan hakları söylemi oluşturma iddiasında olması, buna uymayan durumlarda özgürlüklerin kısıtlanabileceğini ileri sürmesi (Türkiye'deki yasakçılıkların düşünsel arkaplanı), bu anlamda bir 'felsefî değer etiği' savunusuna girişmesi, bu ülkede her eğitimciyi ve düşünen insanı ilgilendirir. Felsefe tarihiyle ilgilenenler, müteveffa İoanna Kuçuradi'nin felsefe tarihiyle, Schopenhauer ve Nietzsche ile ilgili görüşlerini elbette değerlendireceklerdir. Ben felsefeci değilim. Müteveffa Kuçuradi Hanımefendi gerçekten felsefeci miydi, bunu da işin ehli felsefeciler yazarlar umarım.
Bu yazının yazılma ihtiyacı, "ölenin arkasından konuşulmaz" söylemine rağmen toplumda ve sosyal medyada herkesin hakkında konuştuğu, paylaşımların yapıldığı, dolayısıyla kamusal tanınırlığı bulunan İoanna Kuçuradi'nin din ve ahlâk konusuna bakışıyla ilgilidir. Bu yazıda, "İslami değerler ve Hristiyan değerler yoktur, sadece değerler vardır" şeklindeki, bence felsefi olmayan beyanıyla Türkiye'deki "dinfobi"nin ve İslamofobi'nin "felsefi pîri" (rehberi) hâline gelmiş olan Prof. Kuçuradi'nin, ömrünü adadığı "değer bilgisi / değer yargısı" ayrımı ile "insan hakları-özgürlükleri / kültürel haklar" ayrımı üzerine düşüncelerinin ne kadar temelsiz, hatta felsefesiz oluşuna temas edilecektir.
Nihayetinde Kuçuradi, insan hakları ve evrenselcilik söylemleri üzerinden bazı yasakların arkasındaki felsefi destekçilerden biri hâline gelmiştir. Nasıl mı? Anlatayım.
Daha önce Habermas'ın Gazze'deki soykırımı nasıl desteklediğini ve bu desteğiyle "felsefe"sinin nasıl iflas ettiğini yazmıştım. Habermas öldükten sonra Habermas güzellemeleri yapılınca ben de bu eleştiriyi yazma hakkını kendimde görmüştüm. Konu en nihayetinde din(ler) ve ahlâk meselesine geldiği için bir Dinler Tarihçisi akademisyenin bu konuda fikir beyan etmesi elbette entelektüel bir haktır.
Kuçuradi, bir röportajında "İyilik et denize at, balık bilmezse Hâlik bilir" meşhur deyişini dönüştürerek, tabir caizse "laisize" etmiş ve "Hâlik de bilmesin, o zaman etik olur" demiştir. İşte Kuçuradi felsefesinin özeti budur.(https://www.youtube.com/shorts/zcOfXcPWcWE)
İfadesinde Hâlik kelimesini "Halük" gibi okuması da —bir felsefecinin dil bilgisi ve semantik seviyesi açısından— ayrı bir mesele; ona girmeyeyim.
Hâlik bilirse ahlâk olur demek istemişti. Burada "Hâlik/Yaradan"ın insanlara verdiği ahlâkı reddediyordu. Ona göre etik evrensel, ahlâk ise göreceli ve kültüreldi.
Kuçuradi, insan haklarını evrensel ve kültürel diye ikiye ayırmış, anayasaların kültürel/dinî değerleri engellemesinin özgürlüklere aykırı olmadığını savunmuştu. Türkiye'de bunu daha "soft" bir dille ifade........
