menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nükleer düzenin çözülmesi: Belirsizlik, caydırıcılık ve sistem krizi

21 0
26.03.2026

İran'ın “eşik nükleer aktör” konumu ile İsrail'in “belirsiz nükleer güç” yapısı karşı karşıya geldiğinde, ortaya klasik caydırıcılığın ötesine geçen yeni bir nükleer gerilim evresi çıkmaktadır. Bu savaş, bize açık biçimde şunu göstermektedir: Mevcut nükleer düzen, yayılmayı sınırlamakta belirli ölçüde başarılı olsa da, belirsizlikleri yönetme konusunda yetersiz kalmakta; bu da sistemin kendi içinde ürettiği boşlukların sahada kriz olarak geri dönmesine neden olmaktadır.

Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan/ Kırıkkale Üniversitesi

Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası dönemde nükleer silahların yayılması ve caydırıcılık dengeleri açısından yeni bir evreye girmiştir. Ancak bu evrenin en dikkat çekici yönlerinden biri, klasik nükleer güç tanımının dışında kalan ve "belirsiz nükleer aktörler" olarak tanımlanabilecek devletlerin sistemde giderek daha merkezi bir rol üstlenmesidir. Bugün bu bağlamda iki kritik aktör öne çıkmaktadır: İsrail ve İran. Her iki aktör de farklı düzlemlerde nükleer kapasite ile ilişkilendirilmekte; ancak bu kapasitenin kapsamı, sınırları ve operasyonel doktrini tam olarak bilinmemektedir. Bu durum, uluslararası sistemde yeni bir nükleer belirsizlik rejimi üretmektedir. Bu çerçevede asıl kritik eşiklerden biri, ABD ile Rusya arasında stratejik nükleer dengeyi belirli bir çerçeveye oturtan New START Antlaşması'nın fiilen işlevsiz hale gelmesi ve sona eriş sürecine girmesidir. Söz konusu anlaşma, yalnızca iki büyük güç arasındaki nükleer başlıkların sınırlandırılmasını değil, aynı zamanda uluslararası sistemdeki genel caydırıcılık mimarisinin istikrarını sağlayan bir "çerçeveleyici düzen" işlevi görmekteydi. Bu düzenin aşınması, nükleer güçler arasındaki öngörülebilirliği azaltırken, sistemde kontrolsüz belirsizlik alanlarını genişletmektedir. Başka bir ifadeyle, artık nükleer denge yalnızca kapasite üzerinden değil, belirsizlik ve niyet okuma üzerinden şekillenmektedir.Keza küresel nükleer denetim mimarisinin temel kurumsal aktörü olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın etkinliği de ciddi biçimde tartışma konusudur. IAEA her ne kadar teknik denetim ve doğrulama mekanizmaları açısından merkezi bir role sahip olsa da denetim kapasitesinin siyasi sınırlar tarafından belirlenmesi, ajansın etkinliğini sınırlamaktadır. Özellikle bazı kritik nükleer faaliyetlerin ya denetim kapsamı dışında kalması ya da sınırlı erişimle izlenebilmesi, "küresel nükleer şeffaflık" iddiasını zayıflatmaktadır. Bu durum, denetim ile egemenlik arasındaki gerilimi yeniden görünür kılmaktadır.

NPT'nin yapısal sınırlılıkları

Bu tartışmanın bir diğer boyutu ise Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması ekseninde ortaya çıkmaktadır. NPT, teorik olarak küresel nükleer düzenin temelini oluştursa da, pratikte ciddi yapısal sınırlılıklar içermektedir. İsrail'in antlaşma dışında kalması ve İran'ın "eşik nükleer aktör" konumu, bu rejimin kapsayıcılığı ve bağlayıcılığı konusunda önemli soru........

© Açık Görüş