menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sosyalizm için reform: Küba’nın kritik eşiği

78 35
18.02.2026

MEHMET TAŞ / LONDRA – 1987’de Havana Üniversitesi’nden mezun olduğumda, kampüste en hararetli tartışma Küba’nın karşı karşıya olduğu sorunlara hangi reformların çare olacağıydı. Öğrenciler ve öğretim üyeleri, devrimin kazanımlarını koruyarak sistemi nasıl yenileyebileceğimizi konuşuyordu. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından bu tartışmalar birdenbire sustu. Reform talepleri bastırıldı.

Bugün, aradan geçen onca yıldan sonra aynı tartışma yeniden alevlenmiş durumda. Dileğim, bu kez sonuç alınmasıdır.

Başlatılan ama tamamlanamayan süreçler

1993’te Fidel Castro öncülüğünde özgün bir dönüşüm süreci başlatıldı. Beklenen sonuç alınamadı. 2013’te ise Raúl Castro sorumluluğunda yeni bir değişim süreci başladı; ancak bu girişim de yarım kaldı.

İki yıl önce Küba’yı ziyaret ettiğimde devrim kazanımlarının nasıl aşındığını doğrudan gözlemledim. 1980’lerin sonundaki koşulların gerisine düşülmüştü. Et ve süt gibi temel ürünler piyasada yok denecek kadar azdı. Elektrik kesintileri sıradanlaşmış, kamusal hizmetlerde ciddi aksamalar yaşanıyordu.

Bu tabloyu yalnızca dış baskıyla açıklamak mümkün değil. ABD’nin insanlık dışı ablukası kuşkusuz yaşamı ağırlaştırıyor; ancak iç politika tercihleri ve reformların yarım bırakılması da krizi derinleştiriyor.

Krizden çıkışın yolu: Derinleştirilmiş reformlar

Küba ekonomisi birkaç yıldır küçülüyor. GSYH daralıyor, ihracat hacmi ve verimlilik düşüyor. Toplumsal göstergeler de alarm veriyor: bebek ölümleri artıyor, düşük doğurganlık sürüyor, genç nüfus göç ediyor ve ülke hızla yaşlanıyor.

Bu koşullarda Kübalıların önünde temel bir görev var: Ekonomiyi yeniden büyüme ve gelişme rotasına sokacak kapsamlı bir reform programı başlatmak. Bu sorumluluk doğrudan ülkeyi yöneten Komünist Parti’ye ve Halk Meclisi’ne aittir.

Reformlar ne Washington’un, ne Trump’ın, ne de Miami’deki gerici çevrelerin talebidir. Onlar zaten Küba’nın çökmesini ister. Reform ihtiyacı, bizzat ülkenin içinden doğan ekonomik ve toplumsal zorunluluğun sonucudur. Eğer Sovyetler Birliği’ndeki gibi bir yıkım istenmiyorsa, sosyalist perspektifi koruyan ama radikal dönüşümleri içeren adımlar gecikmeden atılmalıdır.

Bugün Küba’da reform talep eden yurttaşlar ve parti üyeleri ile “süreklilik” sloganına sığınan statükocu yöneticiler arasında sert tartışmalar yaşanıyor. Farklı düşünenler damgalanıyor, hatta itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Oysa bu dönem bölünme değil, toplama ve çoğaltma zamanıdır.

Reform karşıtları, sık sık Rosa Luxemburg’un Reform mu, Devrim mi? eserine atıf yapıyor. Ancak bu metin, 19. yüzyıl sonlarında Alman sosyal demokrasisi içindeki tartışmalara aittir. Bugünkü Küba koşullarına doğrudan uygulanamaz.

Arjantinli düşünür Atilio Borón’un yıllar önce yaptığı uyarı hâlâ geçerlidir: Reformları “ihanet” olarak görmek, sosyalizmi tarihsel bir proje olmaktan çıkarıp donmuş bir dogmaya dönüştürür. Bu ise öz-düzeltme yeteneğini yok eder ve kolektif öğrenmeyi engeller.

Küba ekonomisine en büyük zararı, 15 yıl önce kabul edilen reformlar değil; bu reformların tutarlı ve bilinçli biçimde uygulanmaması vermiştir.

Dersler ve seçenekler

Sovyetler Birliği’nde reformlar geciktirildi; girişim başladığında ise artık çok geçti. Durgunluk, sistemin temellerini aşındırmıştı.

Buna karşılık Çin Halk Cumhuriyeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti, piyasa gerçekliklerini dikkate alan reformlarla ekonomik dinamizm yarattılar. Bu deneyimler bire bir kopyalanamaz; ancak zamanında ve kararlı adımların önemini gösterir.

Küba kendi yolunu bulmak zorundadır. Ablukanın kısa vadede kalkması gerçekçi görünmüyor. Bu nedenle tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılığı azaltan, üretkenliği artıran, yerel girişimi teşvik eden politikalar kaçınılmazdır.

Aksi halde, bunca fedakârlığın ardından istenmeyen ve hak edilmeyen bir gerileme yaşanabilir.

Sonuç açıktır: Sosyalizmi savunmanın yolu, onu dondurmak değil; değişen koşullara uyarlayarak güçlendirmektir. Reform, devrimin alternatifi değil; onu yaşatmanın aracıdır.

-Carlos Alzugaray Treto, Sin Permiso, 03.02.2026

-Borón, Atilio, Socialismo Siglo XXI: ¿Hay vida después del neoliberalismo?, Buenos Aires, Ediciones Luxemburg, 2008, página 117.

-“El compromiso de la ciencia y la ciencia del compromiso”, Temas, No. 53: 143-154, enero-marzo de 2008, pág. 147.

Küba bugün tarihsel bir eşikte duruyor. Yıllardır süren ekonomik daralma, üretim ve verimlilikteki düşüş, artan göç, yaşlanan nüfus ve temel ihtiyaç maddelerindeki kıtlık, ülkenin çok yönlü bir krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. ABD’nin ağır ablukası bu tabloyu kuşkusuz derinleştiriyor; ancak sorun yalnızca dış baskıyla açıklanamaz. Asıl mesele, yıllar önce başlatılan reformların tutarlı ve kararlı biçimde hayata geçirilmemiş olmasıdır.

Küba’da bugün reform talep edenlerle “süreklilik” adına değişime direnenler arasında sert bir tartışma yaşanıyor. Oysa reform, devrimin alternatifi değil; sosyalist projenin sürdürülebilirliğinin güvencesidir. Donmuş bir ortodoksiye sığınmak, öz-eleştiri ve yenilenme kapasitesini zayıflatır.

Sosyalizmi korumanın yolu onu dondurmak değil, değişen tarihsel koşullara uyarlayarak güçlendirmektir. Küba, ne Sovyet tarzı bir çöküşü ne de kazanımların aşınmasını hak ediyor. Bugün ihtiyaç duyulan şey, sosyalist perspektifi koruyan, üretimi ve toplumsal refahı artırmayı hedefleyen cesur ve planlı reformlardır. Bu kritik eşikte verilecek karar, ülkenin geleceğini belirleyecektir.

Bu yazıya emoji ile tepki ver


© Açık Gazete