'Selam-şahaneye' mahzar olunca...
Cumhuriyet’teki röportajı okuduğumda aklıma şu soru takıldı:
Özgür Özel, çerçeve yasayı mı savunuyor, yoksa “barış” ve “silahsızlanma” gibi itiraz edilmesi neredeyse imkânsız ahlaki kavramların arkasına sığınarak o yasanın tartışılmasını mı imkânsızlaştırıyor?
Çerçeve yasaya verdiği “evet” oyunu açıklamaya çalışırken, “Ülkeyi yönetmeye talip olan bizler PKK’nin silah bırakmasına nasıl ‘Hayır’ diyeceğiz?” dedi.
İşte sorun tam burada.
Meclis’te “PKK silah bıraksın mı, bırakmasın mı?” diye bir oylama yapılmadı ki!
Milletvekillerinin önünde, terör örgütünün silahsızlanmasının hangi hukuki çerçevede gerçekleşeceğini, kimleri kapsayacağını, hangi kurumların hangi yetkileri kullanacağını, uygulamanın nasıl denetleneceğini ve devletin hangi yükümlülükleri üstleneceğini belirleyen bir düzenleme konuldu.
Özgür Özel, sapla samanı itinayla karıştırıyor. Böylece yurdum insanı kolayca yiyebilsin, o da üç beş slogan cümle ile vaziyeti idare etsin!
Yasayla, yasanın amacını birbirine eşitleme kurnazlığı da diyebiliriz.
Oysa demokrasilerde amaç başka, araç başkadır.
Silahların bırakılmasını istemek başka şeydir; silahların bırakılması gerekçesiyle önünüze konulan her hukuki düzenlemeye “evet” demek başka.
Dahası Özgür Özel, aynı röportajda “duygularla değil, ilkelerle davranmak zorundayız” diyor.
Bir yasanın içeriğini, yetki sınırlarını ve denetim mekanizmalarını tartışmadan, ilan edilen nihai amacına bakarak desteklemek mi?
Eğer buysa, yarın aynı yöntemle önünüze anayasa değişikliği geldiğinde ne diyeceksiniz?
Nitekim başka bir soruya cevap verirken “bu işin bir anayasa değişikliğine evirilmemesi gerektiğini başından beri söylüyoruz” diyor.
Ama yarın iktidar çıkıp “Bu anayasa değişikliği sürecin gereğidir”........
