menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakan Fidan Fenomeni: Sessiz Gücün Yükselişi ve Erdoğan Sonrası Türkiye’nin Güç Denklemi

1 0
latest

Türk devlet yapısında bazı isimler vardır; görünür olmaktan çok etkili olmayı tercih ederler. Kamuoyu önünde sınırlı konuşurlar ama devletin yönünü belirleyen kritik dosyaların tam merkezinde yer alırlar.

Hakan Fidan son on beş yılda tam da böyle bir figüre dönüştü.

Bugün Ankara’da yalnızca mevcut görevi değil, gelecekte nasıl bir rol üstlenebileceği de tartışılıyor. Bu tartışma sadece kişisel kariyeriyle ilgili değil; Türkiye’de devletin, güvenliğin, diplomasinin ve güç kullanım biçiminin nasıl yeniden şekillendiğiyle de yakından bağlantılı.

Çünkü dünya artık daha sert, daha parçalı ve daha güvenlik merkezli bir düzene doğru ilerliyor. Enerji güvenliği, istihbarat, lojistik koridorları, siber tehditler, göç baskısı, teknoloji savaşları ve bölgesel çatışmalar dış politikanın ayrılmaz parçaları haline geldi.

Böyle bir dönemde yalnızca hitabet gücü yüksek siyasetçiler değil; kriz yönetebilen, bilgi akışını okuyabilen, kurumlar arasında koordinasyon kurabilen ve stratejik sabır gösterebilen isimler de öne çıkıyor.

Hakan Fidan’ın yükselişi biraz da bu yeni dönemin ürünü.

TİKA’dan Devletin Çekirdek Alanlarına

Kendisini ilk kez 2000’li yılların başında, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı döneminde tanıdım. Ben OECD’de çalışırken, kurulmasına öncülük ettiğim OECD İstanbul Özel Sektör Geliştirme Merkezi ile Ankara Vergi Eğitim Merkezi projelerinde TİKA ile yakın işbirliği yapıyorduk.

Henüz kamuoyunda çok tanınmıyordu. Ama enerjisi, disiplinli çalışma tarzı ve ekip kurabilme kapasitesi dikkat çekiyordu.

O dönem TİKA’nın yalnızca teknik yardım dağıtan bir kurum olmaktan çıkarılıp Türkiye’nin yumuşak güç araçlarından biri haline dönüştürülmeye çalışıldığı hissediliyordu. Balkanlar’dan Afrika’ya, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya uzanan daha iddialı bir Türkiye perspektifi oluşuyordu.

Sonrasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevine getirildi. İran dosyaları, enerji güvenliği, stratejik yatırımlar ve nükleer müzakereler gibi alanlarla ilgileniyordu.

O süreçte birkaç kez görüşme ve tartışma fırsatımız oldu. Bende bıraktığı izlenim; dikkatle dinleyen, ölçülü konuşan, teknik ayrıntıya hâkim ama aynı zamanda büyük resmi okumaya çalışan, istişareye önem veren bir devlet görevlisi profiliydi.

Daha sonra Milli İstihbarat Teşkilatı dönemi başladı. Bu dönem yalnızca onun kariyerinde değil, Türkiye’nin güvenlik mimarisinde de önemli bir kırılma noktası oldu.

MİT daha görünür, daha aktif ve dış politika dosyalarıyla daha iç içe çalışan bir kuruma dönüştü.

Diplomasi ile İstihbarat Arasındaki İnce Çizgi

Bir sohbetimizde diplomatlık ile istihbarat arasındaki farkı kendi bakış açısından oldukça çarpıcı biçimde anlatmıştı.

Diplomasinin doğası gereği nezaket, orta yol bulma, karşı tarafı tamamen kırmama ve uzun vadeli ilişkileri yönetme sanatı olduğunu söylüyordu. İstihbaratta ise durumun çok daha çıplak olduğunu ifade etmişti:

“Orada somut sonuç önemlidir. Duygusallığa veya fazla nezakete çok yer yoktur. Ne aldığınız, ne verdiğiniz ve pazarlığın gerçek sonucu belirleyicidir.”

Bu yaklaşım, onun dış politika tarzını anlamak açısından önemli ipuçları veriyor.

Hakan Fidan’ın etkili olduğu dönemde Türkiye’nin dış politikası daha güvenlik merkezli, daha operasyonel ve daha sonuç odaklı bir çizgiye kaydı. Klasik diplomatik dilin yerini zaman zaman daha doğrudan, daha sert ve daha taktiksel bir üslup aldı.

Ancak burada önemli bir tartışma da ortaya çıktı:

Elde edilen sonuçların ne ölçüde sürdürülebilir olduğu, ne kadarının Türkiye’nin uzun vadeli menfaatlerine hizmet ettiği ve hangi maliyetlerle elde edildiği hâlâ tartışılıyor.

Bazıları bunu yeni çağın gerçekçiliği olarak görüyor.
Bazıları ise Türk diplomasisinin geleneksel denge, kurumsallık ve zarafet çizgisinden uzaklaşması olarak değerlendiriyor.

Gerçek muhtemelen iki yaklaşımın arasında bir yerde duruyor.

MİT’in Değişen Rolü

Hakan Fidan dönemindeki MİT’i yalnızca klasik istihbarat faaliyeti üzerinden okumak eksik olur.

Türkiye bu dönemde istihbaratı sadece bilgi toplayan değil; operasyon yöneten, kriz koordine eden, diplomasiye........

© 10 Haber