menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güneşe yönelme vakti

27 0
27.03.2026

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş bitse bile petrol ve doğalgaz ucuzlamayacak, değerli bir ürün olarak ülkelerin ekonomilerini ciddi şekilde etkilemeyi sürdürecek.

Bu durumda Türkiye’nin petrol ve doğalgaz fakiri bir ülke olarak yeni enerji kaynaklarına yönelmesi gerekir.

Güneşin en ucuz ve doğaya en saygılı enerji kaynağı olduğunu bilmeli, bu enerjiyi azami ölçüde kullanmanın yollarını aramalıyız.

Güneş enerjisiyle elektrik üretimi yapılabilir, sıcak su elde edilebilir, alan ısıtması ve soğutması sağlanabilir.

Sanayi kuruluşları da güneşten sağlanacak enerjiyle üretimlerini ucuz bir maliyetle gerçekleştirebilir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının hazırladığı raporda şu ifadeler dikkat çekici:

“Ülkemiz coğrafi konumu nedeniyle önemli bir güneş enerjisi potansiyeline sahiptir.

Bakanlığımızca hazırlanan Türkiye Güneş Enerjisi Potansiyeli Atlası’na (GEPA) göre, ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2741 saat olup ortalama yıllık toplam ışınım değeri 1.527.46 kWh/m2 olarak hesaplanmıştır.”

Ne yazık ki bugüne kadar güneşi enerji üretiminde yeterince değerlendiremedik.

Tez elden yapılacak yatırımlarla bu durumu değiştirmeliyiz.

İlk etapta bütün apartmanlara, elektrik ve ısınma ihtiyaçlarını karşılamaları için güneş enerjisi sistemleri kurmaları zorunluluğu getirilmelidir.

Bunu takiben aynı zorunluluk sanayi kuruluşları için de geçerli olmalıdır.

Tabii ulaşım politikamızı da değiştirmemiz gerekiyor.

Şubat 2026 itibariyle Türkiye’de trafiğe kayıtlı toplam motorlu araç sayısı 33 milyon 869 bini geçti. Söz konusu araçların yarıdan fazlası (yüzde 51.7) otomobillerden oluşuyor.

Kent içi ulaşımda metro ve otobüsün, kentler arasındaki ulaşımda trenin ağırlık kazanması için gerekli yatırımlar bir an önce yapılmalı, otomobil sahibi olmak getirilecek yeni vergilerle zorlaştırılmalıdır.

Elbette bunların hayata geçirilmesi zaman alır.

Hemen yapılacak şey ise tek-çift plaka uygulamasına geçmektir. Böylece her gün otomobillerin yarısı trafiğe çıkamayıp parkta kalacaktır.

Sonuca gelecek olursak:

Sorunlar seyrederek, ah vah çekerek değil bilimsel yöntemlerle üzerine gidilerek çözülebilir.

Menajer, müzisyen ve tıp doktoru Erol Köse’nin, bir apartmanın 16’ıncı katındaki dairesinden atlayarak yaşamına son vermesinin ardından, zamanında onun sayesinde şöhret olmuş kimi isimlerin yayınladığı mesajlar gerçekten üzücüydü.

Bunlardan biri şarkıcı Atilla Taş’a aitti.

Taş özetle, “Kariyerime zarar verdi. Hakkımı helal etmiyorum. Ateşi bol olsun!” diyordu.

Böyle bir ifadeyi anlamak ve kabul etmek mümkün değil!

O Atilla Taş ki büyük bir yeteneği olmamasına karşın Erol Köse’nin menajerliğinde “Ham Çökelek” şarkısıyla şöhrete ulaşmıştı.

Taş keşke Köse’nin menajerlik kuruluşundan ayrıldıktan sonra pek çok şarkı söylediğini ama bunlardan hiç birinin ilgi görmediğini hatırlasaydı.

Olayın bir de dinsel boyutu var.

Diyanet İşleri Başkanlığı, “Bir mümin vefat ettiğinde, işlediği kusurlar ne olursa olsun, onun manevi şahsiyetini korumak geride kalanların görevidir” diyor.

Hazreti Peygamber’in, ölülerin arkasından kötü şeyler söylenmesini men eden hadisi olduğunu da hatırlatayım.


© Yeniçağ