Le Corbusier: Mimari plan, ışık ve ‘meta-boyut’
Modern mimarlık düşüncesi çoğu zaman teknik, işlev ve biçim ekseninde değerlendirilir. Ancak bazı mimarlar için yapı, yalnız maddi bir nesne değil; aynı zamanda insan algısını, yönelimini ve idrakini düzenleyen bir tecrübe alanıdır.
Le Corbusier’nin “Bir Mimarlığa Doğru” adlı eserindeki (trc.: Serpil Merzi, YKY) “Plan içten dışa doğru gelişir” başlığı altında Bursa Yeşil Cami hakkında yaptığı değerlendirme, onun mimarlığı tam da bu çerçevede düşündüğünü gösterir. Çünkü burada mesele yalnız plan organizasyonu değil; mekânın içeride kurduğu ruhsal ve algısal düzenin dış biçime dönüşmesidir.
Le Corbusier’nin şu benzetmesi bu bakımdan dikkat çekicidir: “Bir yapı, sabun köpüğünden yapılan baloncuklar gibidir. Eğer nefes baştan iyi ayarlanıp üflenirse, baloncuklar yetkin ve uyumlu olur. Dış içerinin sonucudur.”
Bu ifade ilk bakışta basit bir organik form metaforu gibi görünür. Oysa burada çok daha derin bir mimarlık anlayışı vardır. Yapının dışı bağımsız bir kabuk değildir; içeride kurulmuş olan bir düzenin görünür hâle gelişidir. Başka bir ifadeyle mimarlık dışarıdan içeri kurulmaz; içeride oluşan yaşantı, ritm, ışık ve hareket dış formu doğurur.
Bu düşünce, Philippe Boudon’un “Geometri ile Mimarlık Arasında” adlı eserinde (tr.c: Tümer Alptekin, Janus) kullandığı “meta-boyut” kavramıyla birlikte okunduğunda daha da anlamlı hâle gelir. Çünkü Boudon’un söylediği şey de budur: Mimari nesneden önce, mimarın zihninde çalışan görünmeyen bir tasarlama mekânı vardır. Yapının geometrisi yalnız fiziksel ölçülerden değil, o ölçülerin hangi düşünsel eksen üzerinden seçildiğinden........
