menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bâtına giden yol zâhirden geçer

59 0
08.10.2026

Bâtına giden yol zâhirden geçer

Önceki yazımızda İbnü’l-Heysem için görmenin, yalnız gözün nesneden gelen ışığı alması olmadığını, gözün fiziksel olarak aldığı görsel verilerin, idrak faaliyetinin başlangıç malzemesi olduğunu belirterek, buna göre mesafe, büyüklük, biçim, hareket, konum ve benzeri özelliklerin tanınmasında görme duyusuna idrakin, ayırt etmenin ve önceki bilgilerin de katıldığını vurgulamıştık.

Bu yaklaşımdan anlaşılması gereken net olarak şudur: Basar (iç-görü), tamamlanmış idrakle eşit değildir. Gözün görmesi gerekli, fakat insanın “ne gördüğünü” bilmesi için yeterli değildir.

İbnü’l-Heysem’in göz ve görmeyle ilgili ilmî tespit ve yorumlarını Mondrian’daki karşılıklarına açarken şunu altını çizerek ifade etmeliyiz ki, ilki Sünnetullah’ın içinde duran bir âlim-mühendis, ikincisi ise bir ressamdır. Benzer durum İbn Arabî ve diğerleri için de geçerlidir. Bu nedenle ilgili kişilerin ne görme anlayışları ne de nazargâhları (nazariyeleri) eşitlenemez. Ancak altını çizmeye çalıştığımız sanat anlayışları arasındaki farkı anlamamızda her biri kendi düzeylerinde değerli katkılarda bulunurlar.

Mondrian’ın üç kişisinin aynı manzaraya bakıp aynı şeyi görmemeleri bu açıdan ayrıca anlam kazanır. Fiziksel görme bakımından önlerinde aynı tabiat vardır ama belirttiğimiz gibi aynı şeyi görmezler. Demek ki “fark” yalnız görülen nesnede değil, görenin idrakinde ya da onun idrakini belirleyen zihniyette meydana gelmektedir.

Bu bağlamda İbnü’l-Heysem’in görmenin konusu göz önünde bulunan nesne olsa bile, görmenin........

© Yeni Şafak