menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2001 yılının portresi ve Türkiye

11 0
02.08.2026

Prof. Dr. Haydar Baş'ın gazetemizde 31.12.2001 tarihli yayımlanan yazısıdır

Geride bıraktığımız 2001 yılı globalleşen dünya düzeninde dengelerin yeniden belirlenmeye başladığı bir yıl olmuştur.

20. yüzyılın ilk yarısı sanayi devrimini tamamlamış pazar kaygısındaki emperyalist devletlerin ekonomik nedenli savaşlarına sahne olurken, 2. Dünya Savaşı sonrası, can kaybına sebep olmayan, mal kaybını en aza indirgeyen "küreselleşme" kavramı ortaya atılarak, bu pazarlar daha kolay yollarla elde edilmeye başlanmıştır.

Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin her türlü kaynağını emperyalist güçlerin sömürmesi anlamındaki "küreselleşme" kavramı, bugün uyguladığı taktiklerle ülkelerin bağımsızlığını ve bütünlüğünü tehdit etmektedir.

Dış borca dayalı kalkınma modelleri, dış destekli ekonomik programlar, tarım, sanayi, maliye vs. sahalarda sözde tavsiye edilen reformlarla amaçlanan sadece o ülkenin kaynaklarına sahip olmaktır.

Üretimi sıfırlayan, parayla para kazanmayı hedefleyen bir yaklaşımla piyasalara hakim olan, yön veren bu sistemde, alınan borçlar karşılığı siyasi ve sosyal talepler bir ülkenin modern sömürge olmasını hızlandırmaktadır.

2001 yılının son günlerinde küreselleşmenin ekonomik ayağını oluşturan IMF ve Dünya Bankası'na olan borçlarını ödeyemeyerek konkordato ilan eden Arjantin bunun canlı bir örneğidir.

IMF ile önümüzdeki sene 19. stand-by anlaşmasını yapmaya hazırlanan Türkiye'nin geride bıraktığı yılı ve geleceğini de bu düzende değerlendirmek yerinde olacaktır.

Bilindiği gibi 2001 yılının en önemli olayı süper güç ABD'ye yapılan 11 Eylül saldırısıdır. Bu saldırının ardından başlayan süreçte, Afganistan bugün uluslararası bir barış gücünün denetimine bırakılmıştır.

Terör ve terörist tanımlarını yeniden belirlemeye çalışan barış yanlısı (!)

AB ülkeleri de, ABD'nin bu operasyonuna sessiz kalmayı ve yeni düzende söz sahibi olmayı tercih etmişlerdir.

Rastgele atılan bombaların altında can veren Afgan halkı, tıpkı Bosna'da, Çeçenistan'da hayatını kaybeden masum Müslümanlar gibi dünyayı, insan hakları konusunda hareket geçirmeye yetmemiştir.

ABD, şimdilerde dünyanın başka bölgelerinde barış güçleri tesis etme, istikrarı sağlama projelerindedir. Somali ve Irak'ın adı müdahale edilebilecek ülkeler arasında geçmektedir.

Bugüne kadar AB ve ABD yanlısı politikalar benimseyen Türkiye, yeni dünya düzeninin oluşmaya başladığı bu dönemde, sınır ötesindeki bir harekâta karşı tavrını çok net ortaya koymalıdır.

Asya'nın hakimiyetine soyunan Birleşik Devletler, komşumuz Irak'taki düzeni değiştirmek için Türkiye'nin desteğini beklemektedir.

Böyle bir destek ise, birçok Avrupa devletince zaten yok sayılan doğu ve güneydoğu sınırlarımızın gerçekten kalmaması anlamındadır. Bozulacak Irak mozaiğinde savaşın Türkiye'ye sıçraması kaçınılmazdır.

Böyle bir ortamda, IMF'nin destek kredileri karşılığı istediği reformlardan biri olan "orduyu küçültün" tavsiyesi de bu tür tehditler ışığında değerlendirilmelidir. Ayrıca; geçmişte Osmanlı İmparatorluğu'nun Japonya'dan Viyana kapılarına kadar geniş bir sahada cihan devleti olarak hükmetmesini sağlayan, bu büyük ordumuzdu. Ve bu bölgede can, mal, namus, din, vatan emniyetinin simgesi olmuştu. O dönemin bir devamı niteliğinde bugün dünyanın pek çok bölgesi, ordusu küçültülmüş bir Türkiye'yi değil, eskisi gibi her türlü hürriyeti teminat altına alacak büyük Türk ordusunu beklemektedir.

Yeni yılda, firasetli siyasilerimize ve istikrarlı iç ve dış politikalara her zamankinden daha çok ihtiyacımız olacaktır. Çünkü dengeler oluşana kadar bu taktik savaşlarının süreceği muhakkaktır.

Sayın Başbakanımızın 2002 yılının ilk günlerinde IMF ve Dünya Bankası'nda söz sahibi ABD'ye yapacağı ziyarette, bu hassas konumumuzu en iyi şekilde koruyacağına inanıyoruz.

Siyasetteki tıkanmalar, ekonomik krizler, toplumsal buhranlar, adalet, eğitim, sağlık sorunları bu senede AB'ye üyeliğe endekslenmiştir.

Uyum ve istikrarın yolunun AB'ye üyelikten geçtiğine inanılarak bu uğurda ciddi tavizler verilmiştir.

Türkiye, 2001 yılını pekçok uyum yasası çıkararak tamamlamasına rağmen, son yapılan Laeken Zirvesi'nden lehimize bir karar çıkmamıştır.

Bir paragraf........

© Yeni Mesaj