15 Temmuz sonrası demokrasi muhasebesi
İçinde bulunduğumuz 2026 yılı itibarıyla, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık ve aynı zamanda en destansı dönüm noktalarından biri olan 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıldönümünü idrak ettik.
Bu anlamlı milat, sadece geçmişe bakıp ibret alma günü değil; aynı zamanda demokrasinin, milli iradenin ve bir ülkenin küresel organizasyonlar eliyle nasıl bir uçurumun kenarına itilmek istendiğinin muhasebeleşme vaktidir.
Zaferin gerçek sahibi milletin kendisidir
15 Temmuz 2016 gecesi saat 22:00 sularında başlayan hareketlilik, Türkiye'nin meşru düzenini ve bağımsızlığını hedef alan FETÖ destekli hain bir kalkışmaydı.
Ankara semalarında uçan F-16'lar, sokaklara sürülen tanklar ve saat 02:42'de milletin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) bombalanması, gözü dönmüşlüğün en açık kanıtıydı.
Dönemin Başbakanı Binali Yıldırım'ın televizyon ekranlarından bunun bir kalkışma olduğunu ilan etmesi ve ardından milletin meydanlara davet edilmesiyle seyrini değiştiren bu karanlık gece, sabaha karşı bir demokrasi zaferine dönüştü.
Bu zaferin yegane ve gerçek sahibi Türk milletidir.
Silahlara, jetlere ve tanklara karşı sadece imanı ve bayrağıyla direnen halk; dışarıdan kurgulanan hiçbir vesayeti, empozeyi ve hain girişimi kabul etmeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir.
Neticede bu şanlı direniş, 29 Ekim 2016'da resmi bir kararla "Demokrasi ve Milli Birlik Günü" ilan edilerek taçlandırılmıştır.
Küresel hesaplar ve FETÖ'nün tarihsel kökleri
FETÖ, bir gecede ortaya çıkmış bir yapı değildir. Bu organizasyonun temelleri, kökleri itibarıyla ta Kurtuluş Savaşı yıllarına ve o dönemin İngiliz projelerine kadar uzanan tarihsel bir sürekliliğin parçasıdır.
Zamanla küresel emperyalist mantığın el değiştirmesiyle birlikte, bu taşeron yapının yeni hamisi ABD........
