Şu Mi’rac-ı azîm, niçin Muhammed-i Arabî’ye (asm) mahsustur?
Şimdi makam-ı istimada olan mülhide bakıp, kalbini dinleyeceğiz; ne hale girdiğini göreceğiz:
İşte hatıra geliyor ki: Onun kalbi diyor: “Ben inanmaya başladım. Fakat iyi anlayamıyorum. Üç mühim müşkülüm daha var:
“Birincisi: Şu Mi’rac-ı azîm, niçin Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâma mahsustur?
“İkincisi: O zat, nasıl şu kâinatın çekirdeğidir? Dersiniz, ‘Kâinat, onun nurundan halk olunmuş. Hem kâinatın en âhir ve en münevver meyvesidir.’ Bu ne demektir?
“Üçüncüsü: Sâbık beyanatınızda diyorsunuz ki, ‘Âlem-i ulvîye çıkmak, şu âlem-i arziyedeki âsârların makinelerini, tezgâhlarını ve netaicinin mahzenlerini görmek için urûc etmiştir.’ Ne demektir?”
Elcevap:
Birinci müşkülünüz otuz adet Sözlerde tafsilen halledilmiştir. Yalnız şurada zat-ı Ahmediyenin (asm) kemâlâtına ve delâil-i nübüvvetine ve o Mi’rac-ı A’zama en elyak o olduğuna icmalî işaretler........
