Kâinata hikmetle bakılsa, azîm bir şeceredir
• İkinci müşkül: Ey makam-ı istimadaki insan! Şu ikinci işkâl ettiğin hakikat o kadar derindir, o kadar yüksektir ki, akıl ona ne ulaşır, ne de yanaşır; illâ, nur-u iman ile görünür. Fakat bazı temsilât ile o hakikatin vücudu fehme takrîb edilir. Öyle ise, bir nebze takribe çalışacağız.
İşte şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit, azîm bir şecere manasında görünür. Ve şecerenin nasıl dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır; şu şecere-i hilkatin de bir şıkkı olan âlem-i süflînin, anâsır dalları, nebatat ve eşcar yaprakları, hayvanat çiçekleri, insan meyveleri hükmünde görünür.
Sâni-i Zülcelâl’in ağaçlar hakkında cârî olan bir kanunu, elbette şu şecere-i a’zamda da cârî olmak, mukteza-i ism-i Hakîm’dir. Öyle ise, mukteza-i hikmet, şu şecere-i hilkatin de bir çekirdekten yapılmasıdır.........
