Bilmek mi, olmak mı?
O kadar çok şey biliyoruz ki, artık insanı bilmemize gerek kalmıyor. İnsan dediğimizde kalakalıyoruz. Dört bir tarafımızda yaşantıya geçmeyen, dilimizde pelesenk sözcükler dolu. Vecizeler ezberliyoruz, seminerden seminere koşuyoruz, her günümüz, akşamımız dolu. Ama iki kişi arasında samimi, sağlıklı bir diyalog yaşayamıyoruz. Gerçekten bunun sebebi nedir?
Bir şeyleri bilmek, bizi gerçekten insan yapmaya yetseydi, sanırım sadece bilginin bilinmesiyle bu işi çözerdik. Başka bir şeye ihtiyacımız kalmazdı. Ama sanki tam tersi oluyor. Bildikçe köreliyoruz, bildikçe bileniyoruz, bildikçe hırçınlaşıyoruz. Neden? Sanki bildikçe öğreneceğiz ve her şey daha iyi olacak, daha güzel gelişecek derken öyle olmuyor. Kör kuyuya taş atar gibi, dibi gelmeyen gayyalardan medet arıyor gibiyiz. Peki, bununla amacımız nedir?
Bilmek fiilinin içinde, bir tür kendini tatmin hissi var. Bilen insan, öğrenme fiilini gerçekleştirdiği için, kendi içinde onun tatminliğini yaşıyor ve bilgiyle bağı bitiyor. Daha o bilgiyi yeniden gözden geçirmeye ihtiyaç hissetmiyor. Bir insanın üzerine düşen vazife, bilgiyi öğrenmesidir. İnsan ilişkilerinde sorun yaşayan bir insan, iletişim becerileri ile ilgili bilgileri öğrenir ve bunu hayata geçirdiğinde insan ilişkilerinin düzelmesi beklenir. Beklenir diyorum, çünkü her bilgiyi tamamıyla elde eden kişilerden aynı performans çıkmaz.
Ehliyet almak için teoriğini kursa giderek öğrenen insan,........
