Okul saldırıları
Türkiye, yakın tarihte yaşadığı okul saldırılarının travmasını henüz atlatamamışken okulların açılmasının henüz ikinci haftasında yeni bir saldırıyla sarsıldı. Saldırgan yine bir çocuk, henüz on beş yaşında. Ne oluyoruz? Karıncanın hukukunu gözetmeyi emreden bir inancın mensuplarının yetiştirdiği çocuklar nasıl bunlar olabilir?
Okullarda meydana gelen yaralamalı, ölümlü şiddet olaylarını, yalnızca güvenlik tedbirleriyle çözebilir miyiz? Her okulun önüne onlarca polis dikmek, dedektörlü aramalar, sıkı ve katı kurallar meseleyi çözebilecek mi? Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla herkesin başına bir polis dikseniz çözemeyeceğiniz derinlikte bir mesele bu. Vicdanlara, kalplere birer yasakçı bırakamadıktan sonra her öğrencinin başına polis dikseniz ne olacak? Galiba kaçtı dediğim tren de bu; vicdanın, ahlakın, diğergamlığın, masumiyetin, merhametin, şefkatin, hürmet ve muhabbetin vagonlara doluşarak bir meçhule terk-i diyar eylediği tren. İyi ve güzel âlemden göçüp gidince değerlerin aşındığı, her şeyin değersizleştiği ve değersizleştirildiği bir atmosferde yapayalnız bıraktık çocuklarımızı. Öğretmenine ya da okuluna yönelik ağır bir şiddet eylemine yönelen çocuklar, artık çok daha büyük problemlerle karşı karşıya olduğumuzu haykırıyor bize. Problem öylesine büyük, mesele öylesine derin ki... Bu nedenle okul saldırılarını önlemek için atılan güvenlik adımları yetersiz kalıyor. Artık okulların giriş kapılarını, kameraları ve güvenlik görevlilerini değil; çocuğu anlayabileceğimiz derinliklere inmek, insanın mahiyetini anlamak ve gerçekleri konuşmak gerekiyor.
Merhamet, hürmet, emniyet, haram ve helalı bilip haramdan çekilmek, serseriliği bırakıp itaat etmek... Bunlar şiddet, anarşi vb. hadiseleri önlemek için........
