menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Osmanlı milletini yaratma çabalarından Türkçülüğe

105 0
06.03.2026

Günümüzde “Türk milliyetçiliği” dendiğinde genellikle anlaşılan, “Kemalist milliyetçilik” veya “devrimci milliyetçilik” değil, emperyalizmin çıkarları doğrultusunda ve onunla işbirliği içinde geliştirilmiş olan “gerici milliyetçilik”tir. Halbuki Türkiye’de güçlü bir “Kemalist milliyetçilik”, “Atatürk milliyetçiliği” veya “devrimci milliyetçilik” geleneği vardır. Birbirinin zıttı bu iki anlayışın farkında olmayanlar, milliyetçiliği “faşistlik” olarak suçlama hatasına bile düşmektedir. Halbuki, Türkiye’de günümüzde ülkemize saldıran emperyalist güçler ve yerli işbirlikçileri, aynı zamanda halkımızın büyük çoğunluğunun ekmeğine ve haklarına da saldırmaktadır. Ekmek ve hak mücadelesi ile sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya mücadelesi ancak milliyetçi çizgide, anti-emperyalist, bağımsızlıkçı ve halkçı bir anlayışta geliştirilirse güç kazanabilir.

Türkiye’de milliyetçilik anlayışının gelişimi çeşitli aşamalardan geçti. Bu aşamalar bilinmeden, günümüzdeki çarpıklık ve algı hatası anlaşılamaz. Bu süreçte aşağıdaki aşamalardan söz edilebilir:

– Osmanlı milliyetçiliğinden Türkçülüğe (Türk ırkçılığına, Turancılığa) geçiş,

– Türkçülükten Atatürk milliyetçiliğine geçiş,

– Atatürk milliyetçiliği (1923-1942),

– İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman etkisiyle yeniden Türkçülük (1942-1944),

– Sovyetler Birliği’nin Stalingrad ve Kursk zaferlerinden sonra Türkçülere yapılan baskılar ve Atatürk milliyetçiliğine dönüş (1944-1946),

– Soğuk Savaş döneminde ABD emperyalizminin politikalarına uygun olarak Türkçülüğün yeniden canlandırılması (1946-1969),

– Türkçülüğün Türk-İslam sentezine dönüştürülmesi (1969 ve sonrası),

– 12 Eylül Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği.

Bu yazının amacı, bu başlıklardan ilkini ele almaktır.

Devletler saldırıya uğradığında ülkenin ileri gelenleri çözüm arar. Osmanlı İmparatorluğu da varlığına yönelik saldırıların yoğunlaştığı 19. yüzyılda, devleti kurtarmak için çözüm arayışlarına sahne oldu. İlk adımlardan biri de, Osmanlı’da inançlara göre “millet sistemi” altında ayrı ayrı örgütlenmiş olan dini topluluklardan çağdaş bir “Osmanlı milleti” yaratmaya çalışmaktı.

Osmanlı’da dini inançlara dayalı “millet sistemi”, İmparatorluğun büyüyerek, Ortodoks, Yahudi ve Ermeni toplulukları da bünyesine katmasıyla kuruldu. Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul’un alınmasından sonra zaman içinde “Rum milleti”, “Ermeni milleti”, “Yahudi milleti” oluştu. Bu “milletler”, evlenme, çocukların durumu, nafaka, miras, mal ve mülk edinme konularında kendi iç düzenlemelerine ve yargı sistemlerine tabiydi. Ayrıca Müslümanlar vardı. “Müslüman milleti” de Türkler, Kürtler, Araplar, Arnavutlar, Boşnaklar, Çerkesler, Gürcüler, Abazalar, vb. etnisitelerinden oluşuyordu.

Rum, Ermeni ve Yahudi milletlerinin bazı hakları kısıtlıydı.

Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve paylaşmak isteyen devletler ilk olarak 1821 yılında Mora ayaklanmasıyla işe girişti. 1827 yılında Navarin deniz savaşında Osmanlı donanmasının Fransız, İngiliz ve Rus ortak güçlerine yenilmesinin ardından, yabancı devletlerin yönettiği Yunan devleti 1829 yılında Osmanlı’dan ayrıldı ve 1832 yılında Yunan krallığı kuruldu. Aynı dönemde Sırp isyanı ve bazı Kürt aşiretlerinin ayaklanmaları da yaşandı.

1829 yılında Yunan bölgelerinin Osmanlı’dan ayrılması, Osmanlı devlet adamlarını devletin bütünlüğünün korunabilmesi için çözüm aramaya yöneltti. Osmanlı halkı inançları........

© Veryansın TV