Kindar, dindar ve ‘mundar’ nesil
Muharrem Karanfilci yazdı…
Bugün ortada bir “gençlik sorunu” yoktur. Ortada gençliği bilerek yönsüzleştiren bir sistem vardır. Burada bir “eğitim krizi”nden söz ediyorsak, bu yalnızca müfredat meselesi değildir. Bu, aklın sistematik biçimde devre dışı bırakılmasıdır. Eğer dinden uzaklaşmadan şikâyet ediliyorsa, bunun nedeni gençler değil; dini temsil iddiasındaki yapıların aynaya bakmayı reddetmesidir.
Yıllar önce dile getirilen Recep Tayyip Erdoğan’ın “kindar ve dindar nesil” hedefi bir ideolojik proje olarak sunulmuştur. Bugün dönüp baktığımızda karşımızda ne dindar ne de erdemli bir kuşak bulunmaktadır. Tam aksine, hayata küskün, adalete güveni kalmamış, ahlaka inancı zedelenmiş bir gençlik vardır. Ne var ki kimse oluşan bu durumdan kendini sorumlu hissetmemekte; tüm sorunu gençlikte aramaktadır.
Sorunun farkına varılmamış olsa da bugünün genci dinden değil, ikiyüzlülükten uzaklaşmaktadır. İnançtan değil, adaletsizlikten soğumaktadır.
Çünkü eğitim sistemi artık bilgi değil, itaat üretmektedir. Soru soran değil ezberleyen; düşünen değil susan bireyler makbul görülmektedir. Eleştiri “saygısızlık”, farklı düşünce “tehdit” olarak kodlanmaktadır.
Okullarda değerler eğitimi vardır ama değerler zayıflatılmıştır. Ahlak anlatılmakta, ancak liyakatsizlik yaygınlaşmaktadır. Başarıdan söz edilirken fırsat eşitliği ortadan kaldırılmıştır.
Eğitim, gençleri hayata hazırlamak yerine onları gerçeklerden korumaya, daha doğrusu gerçekle yüzleşmekten kaçırmaya çalışmaktadır. Böyle bir sistemin yetiştirdiği bireyler ne özgür ne de erdemli olmaktadır.
Ortaya çıkan tablo nettir:
Diploması var ama umudu yok.
Bilgisi var ama cesareti yok.
İnancı var ama vicdanı körelmiş.
Belki de en büyük tahribat burada yaşanmıştır. Din, insanı arındıran bir değer olmaktan çıkarılıp sistemi aklayan bir örtüye dönüştürülmüştür. Yanlışa yanlış demesi gerekenler susmuş; güç karşısında eğilenler kürsülerden ahlak dersi vermeye başlamıştır.
Gençler her şeyin farkındadır. Nitekim son zamanlarda televizyonlarda “imam hatipli”, “dini bütün” gibi sıfatlarla tanınan ve topluma ahlak dersi vermeye çalışan bazı kişilerin uyuşturucu, kadın ticareti, bahis ya da çete suçlarıyla anılması; bastırılmış sorunların ve biat kültürünün yol açtığı çelişkilerin en çarpıcı örneklerindendir.
Ve gençler artık şunu söylemektedir: “Eğer din buysa, ben yokum.” Bu, gençlerin suçu değildir; dini araçsallaştıranların ayıbıdır. İnanç, iktidarın arka bahçesine dönüştürüldüğünde ahlak üretmez; korku ve biçim üretir.
Kindarlık öğretildi, barış kayboldu.
Biât öğretildi, adalet unutuldu.
Gösteriş öğretildi, samimiyet öldü.
Ortaya çıkan nesil ne dindar ne de erdemli olmuştur. Sadece yorgun, güvensiz ve öfkeli bir ruh hâli ortaya çıkmıştır.
Bugün yaşadığımız şey bir nesil sorunu değil; bilinçli bir kültürel tahribatın sonucudur. Eğitimi dogmaya, dini gösteriye, ahlakı slogana indirgerseniz; ortaya çıkan toplum temiz olamaz.
Bu ülkede genç olmak demek yalnızca sürekli öğüt dinlemek değildir. Bu gençler, “Harama el uzatma” diyenlerin kamu malını hoyratça kullandığı bir düzende büyümektedir. “Sabredin” diyenlerin çocuklarının ayrıcalıkla yüzdüğü bir ülkede yaşamaktadır. Aslına bakarsanız çöken gençlerin inancı değil, temsil biçimidir.
Bugünün genci Tanrı’yla değil, dini temsil ettiğini söyleyen yapılarla kavgalıdır. Çünkü “kindar nesil yetiştireceğiz” denilirken kirli bir düzen üretilmiştir. Oysa unutulan bir gerçek vardır: Ahlak zorla öğretilmez, inanç talimatla içselleştirilmez, vicdan müfredat maddesi değildir.
Gençliği kurtarmak istiyorsak önce sistemi temizlemeliyiz. Eğitimi kurtarmak istiyorsak aklı özgür bırakmalıyız. Dini kurtarmak istiyorsak onu iktidardan ayırmalıyız.
Aksi hâlde “kindar ve dindar nesil” vaadiyle başlayan hikâye, “mundar” bir toplum gerçeğiyle bitmeye devam edecektir.
