Kalbi küt küt atıyor, başı çatlayacak gibi ağrıyordu
Süleyman Çelebi, refikasının ısrarıyla girdiği geniş yatağında, kırmızı kadife kaplı yorganının altında sıkılmış bir yumruk gibi yusyumru yatıyordu.
- Yani demek istediğim, ruh ve gönül birliği içinde olmak her şeyi kolay, yağdan kıl çeker gibi çözdü. Hiç zorlanmadım. İşin esrarı ruhlarımızdaki görünmez kıvılcımlarda gizli.
Erkara, konuşmasına dalıp gitmişti. Anlattıkça anlattı. Neden sonra, ota, köke konuştuğunu fark etti. Horultularla kendine geldi.
Ooo!!! Beyler, ötelere çoktan gitmiş. Benim haberim yok.
Kimisi saklamaz, esas fikrini,
Düşürmez dilinden, Hakk’ın zikrini,
Kimisi nimetin, bilmez şükrünü,
Nankör ile zâkir, bir olmaz elbet.
Hain her fırsatta, zehrini kusar,
Kimisi konuşur, kimisi susar,
Bazısı hep verir, bazısı kısar,
Cimri ile cömert, bir olmaz elbet.
Sanma sen şeytanı öyle çok uzak!
Sana pek yakındır, kurar çok tuzak,
Düz yolda kaydırır, olursun kızak,
Tuzak ile kızak, bir olmaz elbet!
Süleyman Çelebi, refikasının........
