İç dünyasındaki fırtınaları anlattı arkadaşlarına ve fikirlerini sordu
Erkara: "Tek ümidim Yüce Rabbim. Kullarından bile Doğan Bey gibi affediciler olduğuna göre, merhametliler merhametlisi Allahü teâlânın rahmet ve mağfiretine sığınıyorum.”
Keşke, Kâbus’un Osmanlı akıncıları için kurdurduğu çengellerden birinde kendisi asılsaydı. Kazıklardan birine kendisi çakılsaydı yine azdı. “Vicdanımı yakıp kavuran bu azap, hiçbir şekilde dinmeyecek. Doğan Bey de affederek bu işkenceyi kuvvetlendirmek ve ölünceye kadar çekmeme sebep mi olmak istemişti yoksa?” dedi içinden Erkara... Fakat onun tertemiz dünyasının böyle düşünmesine fırsat vermeyeceğini çok iyi de biliyordu. O, şimdiye kadar hiç yanlış, malayani, lüzumsuz bir şeyler yapmamıştı ki bundan sonra yapsın. Samimiyeti, doğruluğu, içi, dışı bir, adam gibi adam olduğu hâl ve hareketlerinden apaçık belli olmuyor muydu?
“Ah, evet vicdanımdaki yakıcı azap sönmeyecek hiçbir zaman. Asil milletime yaptığım ihaneti, zulmü hiç, ama hiç unutmayacağım! Bu acı, bu ızdırap yattığım yerde de beni, inim inim kıvrandıracak,........
