menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sayın Öcalan’a Mektup – GÖRMEDEN ÖZGÜR OLUNMAZ

12 33
07.08.2025

Bireyin Özgürlüğünden Toplumun Özgürlüğüne Doğru Farkındalığın İçinden Gelen Yön

Özgürlük, sadece söylenen değil, yaşanan bir hâldir. Görmeden özgür olunmaz. Bu paylaşım, bireyin içsel dünyasına cesaretle bakmaya ve oradan topluma uzanan gerçek dönüşümü fark etmeye dönüktür. Çünkü gerçek devrim, önce kendini görebilmektir.

Bu yazıyı size bir fikir bildirimi olarak değil; yaşam hakikatinin, sizin sözlerinizle yankı bulması üzerine yazıyorum. İmralı’dan yansıyan “birey özgürleşmeden toplum özgürleşemez” vurgusu yalnızca politik bir öngörü değil; aynı zamanda insanlığın en derin yarasına temas ediyor: Görmeden özgür olunamaz.

Uzun süredir bireyin içsel durumu, köleliğin görünmeyen biçimleri ve özgürlük yanılsamaları üzerine sorgulamalar içindeyim. Çünkü insan kendinden özgürleşmeden, özgürlüğün ne anlamını duyabilir ne de derinliğini taşıyabilir.

İçsel Kölelik Görülmeden Gerçek Özgürlük Mümkün Değildir

İçsel kölelik, dışsal zincirlerden daha güçlüdür. Dış dünya değişebilir, sistemler devrilebilir; fakat insan kendi içindeki korkulara, ezberlere, bastırılmış duygulara ve psikolojik blokajlara bakmadıkça, özgürlük yalnızca bir illüzyon olarak kalır.

İçsel köleliğini yaşayan ama görmeyen birey, özgürlük üzerine ne kadar konuşursa konuşsun, onun sözleri boşlukta asılı kalır. Gerçek özgürlük, bireyin kendine temas etmesiyle başlar.

Demokrasi Bir İçsel Görme Zeminine Dönüşebilir Mi?

Bugüne dek demokrasi, çoğunluk iradesi, katılım ve halk temsili gibi tanımlarla ele alındı. Ancak artık sormalıyız: Demokrasi, bireyin kendine dokunabildiği, kendini sorgulayabildiği bir içsel zemin olabilir mi?

Çünkü ancak kendini görebilen birey, sağlıklı bir toplumu var edebilir. Demokrasi; sorgulama, farkındalık ve önyargıdan arınma kapasitesiyle derinleşirse gerçek anlamına kavuşur. Aksi hâlde, dışsal yapılar kendi içindeki çürümeyi tekrar eder.

Bu nedenle yeni bir demokrasi farkındalığına ihtiyaç var: İçsel farkındalığı, duygusal kriz durumunu görmeyi ve sezgisel olmayı esas alan bir yapılanma. Biraz daha derinlik kazandırırsak…

Demokrasi: İçsel Dönüşümün Zemini

Demokrasi, çoğu zaman bir oy pusulasına, çoğunluğun kararına ya da yöneticilerin seçimine indirgenir. Oysa asıl derinliği, bireyin kendi içindeki çöplüğü görüp buna kulak verebilmesindedir. Gerçek bir demokrasi, bireyin kendi içsel çöplüğünü görebilme cesaretinde başlar. Bu, tüm kurum ve toplumun kendini görmesini getirir. Bastırdığı duygular, inkâr ettiği korkular, üzerine örttüğü yalanlar ve tanımaktan kaçtığı benliği… İşte bu içsel alan, kendini görmenin demokratik bir alanı olarak yeniden tanımlanabilir. Çünkü en köklü dönüşüm, bireyin kendiyle yüzleşmesiyle mümkündür.

Bu bağlamda demokrasi, sadece bir yönetim biçimi değil; bir aynadır. Bu aynada kişi, sadece dışarıyı değil, kendi........

© Tigris Haber