Katilini tanıyan kadınlar mezarlığı
Doğa takviminde 19-20 Şubat ilk cemrenin düşüşü demektir havaya. Ama bu şubatta öyle değil…
Havaya düşen ilk cemre güneşin, mavileşen göğün ve güneşli günlerin habercisidir doğada. Kuş sesleri duyulur olur, leyleklerin gelişi yaklaşır ve kırmızı beyaz bağlar hazırlanır yavaştan dilek tutmak için yaklaşan baharda. Ama bu topraklarda öyle değil…
Kış tenhalığıyla mahzunlaşan parklara çocukların gelme vaktidir artık, gri renklerin yerini alacaya bırakmasıdır salıncaklarda. Ama bu şehirde öyle değil…
Bu 19 Şubat da öyle sıradan bir tarih değil çünkü. Herhangi bir takvim yaprağı değil. Altı kadının canavarca öldürülüşünün tarihi bu şubat. Çocuklarının gözü önünde can veren annelerin ölüm yıl dönümü bundan böyle. Parkta oynuyor olması gereken çocukların feryat figan çaresiz yardım çığlıkları artık. Asla unutulmayacak bir acının perçini, büyüseler bile.
Filiz Şağbangül (32) üç çocuk annesiydi en büyüğü 12 yaşında olan. İki gün önce taşındığı yeni evinde, tartıştığı ve boşanma aşamasında olduğu eşi Gıyasettin Şağbangül (40) tarafından defalarca bıçaklanarak katledildi, çocukları izlerken. İçlerinden biri balkona çıkarak çığlık çığlığa bağırdı yardım için. Komşuların haber vermesiyle kolluk güçleri olay yerine geldi ve çocukları alıp götürdüler. Oysa Filiz Şağbangül bir süredir kaldığı kadın konukevinden çocukları için gelmişti yeni adresine. Ramazan ayını çocuklarıyla geçirebilmek ve bayramı onlarla kutlamak istemişti şüphesiz.
Osmaniye’de boşandığı eşi tarafından tabancayla vurularak öldürülen iki çocuk annesi İlknur Kor’un (33) katili, eski eşi Semih Öner (37) işlediği cinayetin ardından suç unsuru silahla intihar etti. Cinayet öncesi kıskançlık sebebiyle tartıştıkları öğrenildi.
Aksaray’da boşandığı eşi ve yeğenini iki çocuğunun gözü önünde öldüren 7 ay önce boşandığı katil eski kocanın adı Tolga Kuş’tu (34). Kapıyı açan eski eşi Kübra Kılıç (31) ve Zeynep Ayaz’ı (30) canice öldürdükten sonra cinayet silahıyla intihar etti. Yeğen Zeynep Ayaz’ın sırtından vurularak öldürüldüğü tespit edildi. Cinayetlere tanık olan yaşları 12 ve 4 yaşlarındaki çocukları devlet korumasına alındı.
Gebze tren istasyonunda eski eşi Erdal Dağ (45) tarafından ateşli silahla öldürülen Aylin Polat Dağ’ın (55) öncesinde hakkında uzaklaştırma kararı olan erkekle tartıştığı belirlendi. Aylin Polat Dağ Gebze Cumhuriyet ilkokulunda sınıf öğretmeniydi. Onu başından vuran eski eşi tarafından öldürüldü.
Van’ın Tuşba ilçesinde yaşayan Gönül Alkan’ın (33) katili de boşanma aşamasında olduğu eşiydi. Katil eş Kemallettin Alkan gece saatlerinde işlediği cinayetin ardından teslim olurken bir hafta önce Gönül Kalkan’ın onu öldüren erkek hakkında suç duyurusunda bulunup uzaklaştırma kararı aldırdığı öğrenildi.
Ben bu satırları yazarken Antalya’da yaşayan Aysun İnam (41) birlikte yaşadığı erkek Özgür Yeke (47) tarafından başından vurularak öldürüldü. Olayın ardından cinayeti işleyen Özgür Yeke’nin aynı silahla intihar etmeden önce ablasına cinayeti işleyeceğini bildirdiği anlaşıldı.
Öldürülen kadınların her biri baharda yeni bir hayata başlamayı dilemişlerdi belki de, üstünde söz sahibi oldukları, kendi kararları, kararlılıkları ve arzuları doğrultusunda yaşayacakları o yeni hayatı…
Kadın cinayetleri politiktir
Kadın cinayetleriyle ilgili yapılan araştırmalar ve gerçekler gösteriyor ki kadın cinayetlerinin çoğu kadının yakın çevresinden tanıdığı erkekler tarafından işleniyor. Özellikle eş, eski eş, sevgili veya eski sevgililer en yaygın fail grupları. Mevcut güncel veriler kadın cinayetlerinde faillerin %50’den fazlasının eski eş/partner/sevgili gibi yakın ilişki içinde olunan erkekler olduğu yönünde.
Türkiye’deki ataerkil sosyal yapı, erkek egemenliğini norm haline getiren tarihsel ve kültürel bağlamlar içerdiğinden erkeklerin kadınlar üzerindeki kontrolünü güçlendirici ve cinsiyetler arası eşitsizlikleri derinleştirici bir role sahip. Diğer bir deyişle, ataerkil normlar, “erkek otoritesine” yönelik itirazları tehdit olarak algılayan erkek modelleri klonlayarak kadının bağımsız bir özne olarak algılanmasını engelliyor. Bu durum kadını “aile ve erkeğin kontrolünde” bir pozisyona zorlayarak eşitsizlik kaynaklı şiddeti de besliyor.
Kadına giydirilen roller ve cinsiyet kalıpları, kadınların davranışlarını denetleyen “namus/şeref” gibi kavramlarını güç kazandırırken çoğu kez erkek aile üyesi veya erkek partner cinayeti kültürel çerçevede zehirli bir intikam algısı ile meşru zemin buluyor.
Erkek şiddetinin işaretleri
Psikolojik ve bireysel dinamikler açısından kadına yönelik şiddet ve cinayetler sıklıkla kontrol veya sahiplenme temaları ile ilişkilidir. Saha araştırmalarının sonuçları; ayrılık, boşanma ya da kadının kendi yaşamıyla ilgili karar alma isteğinin, fail için “kontrol kaybı” algısı oluşturduğunu ve şiddet eğilimini artırdığı yönünde.
Ayrılık sürecinde takip etme, mesaj bombardımanı veya ısrarlı aramalar gibi ısrarlı/siber takip davranışları, şiddetin öncü işaretleri. Psikolojik araştırmalar, ısrarlı takip davranışının (stalk) kadın cinayeti için güçlü bir risk faktörü olduğunu gösteriyor.
Uluslararası ve yerel çalışmalarda ise kadınların boşanma veya ilişkiyi sonlandırma talepleri, şiddetin artmasına sebep olan en kritik risk faktörleri. Boşanma sürecindeki şiddet olayları, failin statükoyu kaybetme korkusuyla doğrudan ilişkili.
Ayrıca kadının yeni bir ilişkisi olması yani yeni bir partnerin varlığı, kıskançlık ve reddedilme algısını açısından tetikleyici faktör. Bu da failin kendisini “reddedilmiş” hissetmesine ve şiddet davranışına yönelmesine neden olabiliyor.
Görünen o ki varılan noktada, sosyoloji ve psikoloji alanındaki araştırmaların sonuçları kadınlara sadece güçlükle nefes alabilecekleri korkuyla kuşatılmış bir dünya vadediyor. Türkiye’de bu duruma, hukuki boyut ve cezasızlık algısının eklenmesiyle kadın cinayetleri yıldan yıla değil artık günden güne artıyor. Uygulanmayan ya da etkisiz kalan uzaklaştırma kararları, geciken müdahaleler, barınma sorunları ve kolluk kuvvetleri aşamasında önleme/korumanın yetersiz kalışıyla kadına karşı şiddetle mücadelenin her safhasında sorunlu bir tablo ile baş başayız.
Kadın cinayetlerinin neden çoğunlukla eski eş, sevgili veya ailedeki erkekler tarafından işlendiği, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu. Bu dinamikler, bireysel ve psikolojik risklerle birlikte toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ataerkil kültür ve hukuki/kurumsal boşluklar gibi etmenlerin çakışmasıyla ortaya çıkıyor ve tam da bu yüzden kadın cinayetleri politik. Buna bağlı olarak kadın cinayetleriyle mücadele, toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendiren yapısal politikalar, eğitim programları ve etkili koruma mekanizmaları ile bütünsel ve sistematik şekilde ele alınmalı.
Aksi takdirde isimler, şehirler, yaşlar ve failler değişse de kadınlarca ölmeye, öldürülmeye devam edeceğiz. Oysaki ilk cemre düştü, ardı değil mi bahar?
