menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sizin için harcanan paralara yazık!

110 0
06.04.2026

Japonların ütopik hikâyeleri vardır… Aklımda yer edenlerden bir tanesi iki satranç oyuncusu ile ilgili. Oyuncunun bir tanesi uzun yıllarını tek başına cezaevindeki hücresinde geçirir. Akşam güneşi odasındaki sekize sekiz parmaklığa vurunca da hücresinin zemininde gölgeden doğal satranç tahtası belirir. Piyonu, kalesi, atı, fili, veziri, şahı ama daha önemlisi rakibi olmadan belleği ile oynayıp ustalaşır. Diğer oyuncu ise emektar bir çobandır. Issız dağlarda tek başında sekiz siyah, sekiz de beyaz koyununu otlatarak geçirir yıllarını. Uygun olduğu her dakika koyunlarını; piyon, kale, at, fil, vezir ve şah yerine koyarak kendisini geliştirir. Çobanın da yaşamda hiç rakibi olmaz o da cezaevindeki oyuncu gibi satrancı belleğinde oynayanlardandır… Ve günün birinde yolları kesişir. Kim yener?

Fenerbahçe – Beşiktaş derbisi benim için bu kez bilinmezler ile dolu iki doğal satranç oyuncusun arasındaki mücadelenin sonucu ile özdeş. Karşılaşma ütopya içermeyecek ancak sonucunun kapsama alanı oldukça geniş olacak. Açıkçası beklediğim gibi de oldu, Fenerbahçe Kadıköy’de oyuna hızlı başladı, ilk dakika dolmadan da gol pozisyonu yakaladı ama değerlendiremedi. Beşiktaş’ın toparlanması çok zaman almadı ancak Fenerbahçe dersini daha iyi çalışan taraf olduğunu net şekilde ortaya koydu. Niye?

Ev sahibi ekip özellikle karşılaşmanın ilk yarısında ataklarını kendi sağından, Beşiktaş’ın sol kanadından gerçekleştirdi. Ne var bunda? Beşiktaş’ın en zayıf ve yetersiz elemanı Rıdvan Yılmaz var elbette. Fenerbahçe uç elemanları Rıdvan’ı geçerken zorluk çekmediler,  Rıdvan da fiziksel gücü yetmediğinde sertliği başvurdu. Sakatlanıp ‘kafa travması’ tanısıyla hastaneye kaldırılan Michael Amir Murillo’nun yerini Gökhan Sazdağı alınca da Fenerbahçe için atak yapmak biraz daha kolaylaştı. Beşiktaş’ın sağ ve sol kanadındaki savunma oyuncuları yetersiz olunca Fenerbahçe’nin özgüveni üst düzeye tırmandı ancak pas hataları da arttı. Artan pas hatalarına karşın savunma arkasına attıkları toplarla üç kez gol şansı yakaladılar.

Bu dakikalarda da ‘yetersiz’ kelimesi en azından bende ‘tavan’ yaptı. Fenerbahçeli futbolcular tam üç kez Beşiktaş kalecisi Ersin Destanoğlu ile karşı karşıya kaldı ve hiçbirisinde Ersin’i geçmeyi başaramadı. Bunları atamazsanız siz neyi atacaksınız? Ve acı gerçek sırıtıverdi. Bunlar mı milyon dolar ödenerek, sözleşmelerde tavizler verilerek transfer edilen futbolcular? Sadece Fenerbahçe değil, aynı gerçek Beşiktaş için de geçerli. Vaclav Cerny ile Hyun-Gyu Oh’un Fenerbahçe kalesi önündeki pozisyonuna baktıkça güldüm!

Bunları Türk kulüplerinden başka kim alır, hem de milyon dolarlar ödeyerek? Fenerbahçe ile Beşiktaş arasındaki derbiyi izleyenlere, “Beğendiğiniz futbolcuların adını yazın” desem sanırım epey söylenen olur en çok da bana! Uzatma dakikalarında verilen penaltı kararı ve atılan penaltı golü için tartışmak yersiz, zira karşılaşmanın sonucu tescillendi. Ha hakem Yasin Kol, ceza alanı içinde Fenerbahçeli oyuncunun eline değerek topun yön değiştirdiği pozisyonda da penaltı  noktasını gösterebilirdi ama göstermedi! Penaltı noktasını gösterseydi bu karara kim itiraz edebilirdi? Vardır mutlaka bir bildiği!

Gelelim bir başka karın ağrısına Beşiktaş adına… Sergen Yalçın’ın oyuna sonradan dahil ettiği Cengiz Ünder, yitirdiği her topla takımına zarar verdi. Ha keza Milot Rashica ya da Mustafa Hekimoğlu için ne demeli? Sergen Yalçın, inadım inat diyorsun, Mustafa Hekimoğlu’dan ‘hekim’ yaratmaya çabalıyorsun lakin adam ısrarla “Ben marangoz olacağım” diyor. Bırak artık çocuğu rahat!   

Ben en çok Ersin Destanoğlu’nu beğendim derbi mücadelesinde, zira Fenerbahçe’nin üç mutlak golüne engel oldu. Bu arada da not düşmek gerekli; Ersin sahada koşturan tüm futbolcular içinde en az kazananı…

Fenerbahçe kazandı ve yarışın içinde kaldı, ya Beşiktaş? Bu yönetimle, bu transfer politikasıyla, bu iş bilmezlik ile gelecek sezon da yarışın dışında kalır, benden söylemesi…   


© T24