PEMBE, MAVİ VE KAN KIRMIZISI
Çocuk; henüz bedensel, ruhsal ve sosyal yönlerden erginliğe ulaşmamış bir birey değil yalnızca, aynı zamanda insanlığın en çıplak hakikatidir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, on sekiz yaşına kadar her insanın çocuk sayıldığını söylerken aslında bir yaş sınırı değil, bir sorumluluk çizer, koruma sorumluluğu. Çünkü çocukluk, eksik bir yetişkinlik değil; kendi başına tam, özgün ve dokunulmaz bir varoluştur.
Ama biz ne yapıyoruz? Daha doğmadan üzerine renkler biçiyoruz. Maviyle cesareti, pembeyle itaati kodluyoruz. “Erkek” deyip gözyaşını yasaklıyor, “kız” deyip sesini kısıyoruz. Oysa çocuk tamdır. Çocuk bütündür. Çocuk; sıfatı konmadan önce insandır. Ve belki de en sarsıcı cümle;
Çocuğun cinsiyeti yoktur; çünkü ruhun cinsiyeti yoktur.
Çocukluk, doğumdan ergenliğe kadar süren bir bekleme salonu değil, insan kişiliğinin temellerinin atıldığı hayati bir dönemdir. Beyin en hızlı bu dönemde şekillenir, güven duygusu burada kök salar, adalet algısı burada filizlenir. Bir çocuğun hayal kurma alanını daraltmak, yalnızca bugünü değil, geleceği de sakatlamaktır. Ona biçtiğimiz her kalıp, yaratıcılığından kopardığımız bir parçadır.
Ve sonra savaş gelir. Bir okul bombalandığında, bir hastanenin camları tuzla buz olduğunda, toprağa yan yana dizilmiş küçücük mezarlar kazıldığında mesele artık sadece jeopolitik değildir. İran’ın Minab kentinde bir kız ilkokuluna yönelik saldırıda 160’tan fazla çocuğun hayatını kaybettiği dünya gündemine düştü. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi mezarların fotoğrafını paylaştı, sorumluluk olarak ABD ve İsrail’i işaret etti. Uluslararası kurumlar ise bağımsız soruşturma çağrısında bulundu; sorumluluk meselesinin henüz kesinleşmediğini açıkladı.
Acı karşısında öfke çok insani. Özellikle söz konusu olan çocuklarsa, kelimeler sertleşir, ses yükselir. Ama böylesi........
