menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MÜHÜRLÜ MEZARLAR

10 0
06.03.2026

Aynı şehirler… Aynı isimler… Aynı korkular… Aynı gözyaşları… Aynı cenaze sessizliği…

Sanki bu ülkenin kaderi, gecenin içinde aynı sahneyi tekrar tekrar oynayan karanlık bir tiyatroya dönüştü. Perde kapanmıyor. Seyirci gitmiyor. Ve her yeni perde açıldığında, sahnede yine aynı hikaye oynuyor.

Dün Fatmanur Çelik… Bugün Semiha Deniz… Yarın başka bir kadın… Yarından sonra başka bir şehir…

Ve bu ülke, her sabah aynı utançla uyanmaya devam ediyor.

İsimler değişiyor, şehirler değişiyor, tarihler değişiyor… Ama değişmeyen tek şey var. Bir kadının hayatının, bir erkeğin öfkesinden daha değersiz görüldüğü o karanlık düzen.

Fatmanur Çelik bir öğretmendi. Çocuklara harfleri, kelimeleri ve hayatı öğreten bir kadın… Ama bu ülkede bazen bir öğretmenin hayatı, yazdığı dilekçenin mürekkebi kurumadan yarım kalabiliyor.

Ama hikaye değişmiyor. Önce korku geliyor. Sonra dilekçeler geliyor. Sonra sessizlik geliyor. Ve en sonunda, haber manşetleri geliyor.

Ne tesadüf ki… Şehir aynı. İsim aynı. Kader aynı.

Fatmanur Çelik’in ve kızının hikayesi sadece bir cinayet değil; bu çağın vicdanına kazınmış bir kırık ayna gibidir. Bir annenin, çocuğunu korumak için kapı kapı dolaşırken elindeki dilekçenin mürekkebi kurumadan hayatının sona ermesi… İşte bu zamanın en ağır metaforudur. Islak mürekkep kağıtta kuruyamadan, bir insanın hayatı kurudu.

Semiha Deniz, o gün sadece kızını okuldan almak için gitmişti. Bir annenin en sıradan, en masum adımıydı bu. Ama okul kapısında onu bekleyen şey çocuğunun gülüşü değil, boşanmakta olduğu erkeğin kurduğu ölüm oldu. Bir çocuk o gün annesinin elini tutamadı; çünkü bu ülkede bazı erkekler bir kadının hayatını kendi öfkelerinden daha değersiz görebiliyor.

Bir kadının korunmak için dilekçe yerine kendi mezar taşını yanında taşıması gereken bir çağda yaşıyoruz. Bu artık sadece........

© Sonsöz