Keskinleşen Kırıklar
Merhamet… Bir toplumun en sessiz refleksi. Biz onu çoktan “üzülmek” sandık. Oysa merhamet, erken fark etmektir.
Bir toplumun en sessiz ama en hayati refleksi.
Ancak biz onu çoktan pasif bir "üzülme" duygusuna indirgedik. Oysa merhamet bir duygu değil, bir farkındalık eylemidir. Çünkü hiçbir çocuk, bir sabah uyanıp “kötü” olmaya karar vermez. Hiçbir çocuk, bir gün durduk yere karanlığa dönüşmez. Birikir. Görülmeyen, duyulmayan, anlaşılmayan ne varsa… İçinde yavaş yavaş çoğalır.
Biz bu birikmeyi sadece bireysel bir talihsizlik sanıyoruz. Hayır; bu bir sistem hatasıdır. Bir bakış eksik kalır mesela. Bir “nasılsın” hiç sorulmaz. Sokaktaki o çocukla aramızdaki mesafe, sadece bir kaldırım değil, koca bir yabancılaşma uçurumu olur. Bir yalnızlık büyür, kimse fark etmez.
Ve gün gelir… O sessizlik, bir çığlığa dönüşür. Ama o çığlık çıktığında, herkes şaşırır. “O çocuk mu?” derler. Evet, o çocuk. Çünkü biz çoğu zaman sonucu konuşuruz, sebebi değil. Merhametin sadece eksildiği değil, kurumsallaşamadığı yerde… “Yüreği sızlamak” denirdi eskiden…
Bir başkasının acısı içimize dokunduğunda. Şimdi ise dokunmuyor.........
