İYİ Kİ’Yİ KORUYAMAYANLARIN KEŞKE’Sİ Hayat bazen en sert derslerini en sade cümlelerle verir. Ama bazı dersler vardır ki
Hayat bazen en sert derslerini en sade cümlelerle verir. Ama bazı dersler vardır ki artık bir cümle olmaktan çıkar; bir toplumun hücrelerine işleyen, derinlere gömülmüş bir yaraya dönüşür.
“Sağlığın kıymeti hastalıkta anlaşılır” der geçeriz. Oysa bugün mesele yalnızca biyolojik sağlık değil; ruhsal esenlik ve en temel hak olan güven meselesidir. Bazen asıl sarsıntı, en korunaklı olması gereken yerlerin fırtınanın merkezine dönüşmesidir.
Zihnimizde defterin beyazlığı, kalemin umudu ve geleceğin heyecanıyla eşleşen o kutsal kelime… Şimdi bu kelimenin üzerine ağır, gri bir gölge düşüyor;
İnsan, en kırılgan hayatların en yüksek duvarlar ve en güvenli sanılan çatılar altında nasıl savunmasız kalabildiğini gördüğünde içindeki güven duvarı çatlar.
Çocuklarımız her sabah aynı kapıdan giriyor: öğrenmeye, hayal kurmaya, dünyayı tanımaya… Ama hiçbir müfredat, bir çocuğun zihnindeki şu sorunun ağırlığını taşıyamaz:
“Bugün buradan sağ çıkabilecek miyim?”
Bu soru, bir toplumun geleceğine ekilmiş en ağır gölgedir.
Bir okul sadece boyalı duvarlardan ibaret değildir. Bir kurumun gerçek karakteri; koridorlarında, kimsenin bakmadığı köşelerde, bir çocuğun dokunduğu kapı kolunda saklıdır.
Sabun varsa özen vardır. Temizlik varsa değer vardır. En küçük ihmal bile büyük bir mesaj taşır;
“Sen burada sadece bir detaysın.”
Tuvalet kağıdı bir lüks değil, “burada önemseniyorsun” duygusunun en basit kanıtıdır. Revir, yalnızca bir oda değil; “düştüğünde seni tutacak bir el var” sözünün........
