menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kardeş kavgası

27 0
24.08.2026

Geçen hafta ulusal ve uluslararası gündemde kardeş kavgası tanımına oturtulabilecek iki çekişmeye tanıklık ettik. Birincisi The Economist dergisi ile ekonomist Daron Acemoğlu arasındaki polemikti. 

The Economist herhangi bir yayın organı değil. Uluslararası sermaye düzeninin en donanımlı borazanı desek yanlış olmaz. Eskiden İngiliz dergisi diyorduk ama bildiğim kadarıyla bir süredir bir İtalyan sermaye grubunun kontrolünde. Esasen bu çok da önemli değil. Hisse yapısındaki değişim derginin ideolojik konum ve niteliğini çok az etkiledi. Derginin görece “sağcılaşması” temsil ettiği sınıfın geçirdiği dönüşüm ve artan cüretiyle ilişkili. Geçmişte “ar ettikleri” ve suret-i haktan göstermeye yönelik bir makyajla süsledikleri görüşleri şimdi daha çıplak ve keskin biçimde savunabiliyorlar. 

Acemoğlu ise, yapısına uygun olarak kendini imha etme aşamasına koşar adım giden sermaye düzeninin kimi dokunuşlarla kurtarılması için uğraş veren bir çizginin sözcülüğünü üstlenmeye çalışıyor. Tartışmanın teknik içeriği boyumu aşar ancak şunu bilelim ki, liberalizm ile işçi sınıfı terimlerinin üst üste eklenmesi tek sözcükle saçmalıktır. Sözün özü Acemoğlu ile The Economist sömürü ve eşitsizlik üzerinde yürütülen sermaye düzeninin içerik değil şekil üzerinde tartışan çocuklarıdır. Emekçi sınıfların yönetecekleri bir düzeni hedefleyenler bakımından kafa yorulacak bir mesele değildir. 

Asıl konumuz ise İsrail ile Türkiye arasında yükselen gerilim. Esad yönetiminin ABD liderliğindeki uluslararası bir komplo sonucu devrilmesinin ardından Suriye’yi komşu kapısı haline getiren İsrail Türkiye’ye 60 kilometre mesafedeki İdlib’de bulunan Ebu Zuhur hava üssünü bombaladı. Üssün Türkiye’ye yakınlığının ötesinde, bombardımandan 24 saat önce bir Türk askeri heyetince ziyaret edildiği iddiası da olayın vahametini artırıyordu.

İsrail Suriye’nin güneyini işgal altında bulundurduğu gibi, ülkenin geri kalan kısımlarını da sık sık bombalıyor. Bu arada daha önce bombalanan üç askeri tesiste de Türkiye’nin kimi faaliyet ve niyetleri bulunduğu ileri sürülmüştü. 

Buradan ortaya çıkan tablo, Siyonist rejimin Türkiye’nin Suriye’deki HTŞ rejiminin askeri kapasitesini güçlendirmeye yönelik herhangi bir girişimine izin vermeme niyetini gösteriyor. Nitekim İsrail Başbakanlık Ofisi Türkiye’nin Halep yakınlarındaki bu hava üssünde yürüttüğü incelemelerin elbirliği ve Akepe’nin üstün katkılarıyla HTŞ’ye teslim edilen Suriye ile İsrail arasında varılmış olan anlayış birliğine aykırı olduğunu ve Suriye’nin hiçbir yerinde yabancı askeri güç konuşlandırılmasına izin verilmeyeceğini duyurdu.

Saldırı Türkiye’nin burnunun dibinde ve askeri uzmanlara bakılırsa F-16 tipi uçaklarla gerçekleştirilmişti. Başka bir deyişle, radardan gizlenme yetenekleri bulunmayan bu uçakların Türkiye tarafından görülmemiş olma ihtimali sıfıra yakındı. ABD’nin tam yetkili ve pek etkili bölge valisi Tom Barrack yalanlasa da, İsrail ve ABD’den gelen bilgiler, saldırının birdenbire gerçekleşmediğini, İsrail ile HTŞ arasında en az 96 saat süren bir iletişimin ardından yapıldığını ortaya koyuyordu. Esasen saldırıdan ABD’nin haberi olduğu gibi, HTŞ’nin de bilgisi vardı. Bütün bunlara bakarak Akepe düzeninin de haberdar olduğu çıkarımını yapabiliriz. İsrail göstere göstere vurmuş, Türkiye çaresizce seyretmişti. 

Nitekim Barrack saldırı sonrasında İsrail’i eleştirirken Türkiye’nin “sağduyusunu” övmeyi ihmal etmedi.

İsrail ile Türkiye arasındaki gerginlik gerçek. Aslına bakarsanız bölgede İsrail’le gerginlik yaşamayan pek az ülke kaldı. Bunun esas sebebi şu: Siyonist ve sömürgeci  rejim kuruluşundan itibaren uyguladığı rasyonel kötülüğü şimdi irrasyonel bir saldırganlığa dönüştürmüş durumda. Yıllarca inandırıldığımız, kurnaz, zeki, hesapçı İsrail yok artık karşımızda. İsrail’in doğumundan ve serpilmesinden sorumlu uluslararası sermaye düzeni kudurdukça İsrail de kuduruyor. Kudurdukça da hata yapıyor. Hataları sermaye düzeni tarafından mazur görüldükçe, normalleştirildikçe daha da çok yapıyor. 

Gelelim bizim küçük gerilimimize. İsrail bölgede ABD merkezli Epstein düzeninin kendisine biçtiği rol konusunda çok kıskanç. Bu role talip olanların sayısı ve istekliliği arttıkça alan kaybetme korkusuyla daha da saldırgan hale geliyor.

Akepe-Mehape düzeni ise bu bakımdan İsrail tarafından ciddi bir tehdit olarak görülüyor. Türkiye sermayesinin ideal iktidarı, bölgede ABD çıkarlarının savunulması bağlamında her türlü özveriye öylesine hazır ki, İsrail’i korkutuyor. Bunu bir iddia veya suçlama olarak yazmıyorum. Erdoğan’ın Dışişleri Sekreteri Fidan’ın dile getirdiği bir gerçek bu. Fidan daha geçen ay ABD’nin bölgedeki yükünü hafifletmekten söz ediyordu. İsrail bakımından en büyük tehdit Akepe’nin iç tüketime yönelik “Kudüs’e valilik” zırvaları değil, emperyalizme hizmet konusunda sınır tanımam diyen bu irade. 

Konuyu dağıtmak istemem ama Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşındaki yeni tutumu da bu iradenin başka bir göstergesi. Öyle ki, bölgede sınırının dibine uçak gönderen İsrail’e ses çıkartmayan Akepe düzeni, silah........

© soL