menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bütünlüklü bir sınıf mücadelesi

10 0
previous day

Bugünkü yazımıza Nisan 2026’da 17 gün süren Doruk madenci direnişinden bir anekdotla başlayalım. Maden işçisi Özkan Yücel, biber gazıyla fenalaşıp hastaneye kaldırıldığı halde kolunda serum iğnesi, göğsünde EKG elektrotlarıyla hastaneden kaçıp Ankara Kurtuluş parkındaki arkadaşlarının direnişine katılmıştı.

Özkan Yücel’in sözü de şuydu: “Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır”. Gerçekten “Direne direne kazanacağız” sloganı, madenci direnişinde tam anlamını buluyordu. Doruk madencileri, bütün haklarını alıncaya kadar direndiler.

Madenci direnişiyle birlikte coşkulu 1 Mayıs’ın gündeme gelmesi düşünülürken güvenlik güçlerinin Taksim’e çıkmak isteyenlere uyguladığı şiddet, gündemi bir ölçüde değiştirdi. AKP iktidarı, böylelikle 1 Mayıs’ta Taksim meselesine odaklanmayı öne çıkarmak istedi.

1 Mayıs, ülke çapında birçok yerde kutlanması açısından olumlu bir izlenim bırakırken kitlesel katılımın zayıf olması, işçi ve memur konfederasyonlarının farklı bölgelerde miting düzenlemesi ve gereken çalışmaların yapılamayıp sınıfın gündemine günün anlam ve taleplerinin sokulmaması, zayıflığın önemli işaretleri olarak sayılabilir.

Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen, Kamu-Sen gibi konfederasyonların nicelik yönünden önemli bir ağırlığa sahip olmasına rağmen sınıf mücadelesindeki etkileri son derece sınırlıdır. Bu konfederasyonlar ve bağlı kimi sendikaları için “sarı sendikacılık” tanımı kullanılabilmektedir.

Öncelikle “sarı sendikacılık” tanımının kökenine değinelim. 1899’da Fransa’da greve çıkan işçilerin bu eylemini kırmak ve çalışanları bölmek için işverenin kontrolündeki bir sendika devreye sokulmak istenmiştir.

İşveren yanlısı bu sendikanın binası da sarı renkle boyanmıştır. Grevci işçiler, işverenle işbirliği yapan bu........

© soL