menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kendi yolunda: Sıfır saç, sıfır teslimiyet

20 0
26.07.2026

Bazı sanatçıları stili, duruşuyla, hatta yüzü, kuşandığı güzelliğiyle seviyor insan. Yaptığı resmi odana asmasan da, kitabını başucuna koymasan da, şarkıları dinleme listende olmasa da portresi gençlik duvarında mesela.  

Sinead O’Connor benim için öyle bir yerde sanıyorum. Ona olan muhtemel aşkımı örgütlemek için şarkılarını da dinledim tabii. Olmuyor; “Benim Şarkılarım” arasında değil. “Olsun…” diyorsun, “Ben onu çok seviyorum”.

İlk tanışmamız 40 yıl önce hiç rastlanmayan “sıfır saçı”yla… “Bir kafa bu kadar mı güzel olur”u, gonca dudakları, hokka burnu, yavru ceylan gözleri de öne çıkarıyor. Saçlarını böyle bir farkındalıkla, cakayla moda ikonuna dönüşmek için kestirmemesi de ayrı gönül puanı.

Bazen botla, bazen yalınayak

Saçını kazıtmak, sıfıra vurdurmak 20 yaşındaki direnişinin, isyanının kalıcı simgesi. Londra’da ilk albümü üzerinde çalışırken de saçları kısa ama normal “kadın modeli”. Plak şirketinin adamları piyasaya yeni bir “pop prensesi” çıkarmanın hevesinde tabii. Talepleri de aynen öyle: “Saçını iyice uzat, mini mini etekler giy, pop prensesi gibi davran…”

Tepkisi o ilk albümünün adıyla da müsemma: “The Lion and the Cobra”. İncil’deki bir ayetten esinlenmiş: “Aslanın ve kobranın üzerine basacaksın; genç aslanı ve yılanı ayaklarınla çiğneyeceksin.” Meali, doğrudan, apaçık güce, gücün kralına ve sincice, gizlice yanaşan sürüngenlere, onlardan gelecek açık ve gizli tehlikelere meydan okuyacaksın. 

Tavrı dış görünüşüyle de radikal. Sıfır saç, sıfır makyaj, hatlarını göstermeyen bol giysiler, üzerinden dökülen deri ceketler, yırtık kotlar, dümdüz, gündelik tişörtler. Bazen postal benzeri, iri, Dr. Martins botlarla, bazen yalınayak… Ve dimdik bakışlar: “Ben sizin kaleminiz değilim!” Tavrı daim; 1991’de verilen Grammy Ödülü’nü de reddediyor.

Onun sesinden “Mother”

O’Connor üç yıl önce bugün, 26 Temmuz 2023’de, 56 yaşında hayata veda etti. Tam onu yâd edecek “bir şarkım bile yok” diyecekken, Roger Waters’la düeti geliyor aklıma: “Mother”! Efsanevi, büyüleyici bir cover, tarihi bir müzik şöleni esasında.

Berlin, 21 Temmuz 1990… Berlin Duvarı’nın yıkılışını “kutsamak” için oradalar. Neredeyse yarım milyon seyircinin önünde düzenlenen, Avrupa’da iç göçe neden olan “The Wall-Live in Berlin” etkinliğinin unutulmaz bir kesiti. 1966 doğumlu O’Connor henüz 24 yaşında; aynı yıl çıkan “Nothing Compares 2 U” ile zirvedeki asi kız.

“The Wall”a rap önerisi

Onun iki katı yaşına rağmen hâlâ genç “Rog” Waters pek anlaşamıyor onunla. “Kız geçimsiz”, yeryüzü ilahlarına tapınmayı küçükken bırakmış… Waters yıllar sonra konser öncesi yaşadıkları gerginliği esprili bir dille anlatıyor:

“Beni, bizleri ‘ yaşlı bunaklar’ oluyor görüyordu. Konserin yeterince ‘sokak işi’ olmadığını düşünüyordu. O nedenle ‘şu parlak fikri’ buldu: Ice-T veya o tarz insanlardan birini işe alıp şarkılarımdan birini rap versiyonuna dönüştürmemi söyledi! Şaka yapmıyorum! Ve o da şaka yapmıyordu!”

Alkışa karşı mahçup tebessüm

O konserini YouTube’dan bir kez daha seyrediyorum onu yazarken… Üstünde “oversize”ın dar geleceği aşırı bol bir bluz-pantolon, yüzünde kalabalığın tezahüratına karşı gamzeli, mahçup bir tebessüm. Bir kulağım o kült “Mother”ın O’Connor’ın sesinden yüz binlerce insana dökülüşünde… Öteki o konserden tam 30 yıl sonra “sahibinin sesinden” versiyonunda. İkisi de harika.

Waters Mayıs 2020’de, pandemi döneminde onu stüdyoda, akustik gitarıyla seslendiriyor. Sözü, bestesi........

© Serbestiyet