menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yağmacı ve yıkımcı kapitalizmin benzeştirdiği ülkeler ne yapmalı?

13 0
18.06.2026

Emek ve meta sömürüsüyle eşitsizlik, baskı ve şiddete dayanan kapitalizm, son 30 yıldır gezegenimizin her bölgesinde vahşet sergiliyor. Ormanların, madenlerin, değerli minerallerin, suların vahşice yağmalanmasından emekçi halkların savaş, katliam ve iş cinayetleriyle öldürülmesine kadar bu vahşetin giderek ivme kazandığını görüyoruz. Çokuluslu şirketler ve emperyalist devletler tarafından Latin Amerika’dan başlayarak Afrika ve ardından Ön Asya’da uygulamaya konan ekstraktivizm (kazıcılık) -2001 krizinden bu yana Türkiye’de de uygulanan bu sermaye birikim rejimine “yağma ve yıkım düzeni” diyoruz- bu ülkelerdeki sermaye birikim rejimini, sömürü biçimini, şiddet ve baskıyı da ortaklaştırmış durumda. Ülkelerde yoksullaşma ve mülksüzleştirme nedeniyle toplumun rızasını alamayan devletler-hükümetler de kuralsızlığı, hukuksuzluğu ve her türlü şiddeti dayatmaktadır. Bu nedenle Latin Amerika ülkesi Bolivya ile Türkiye’de yaşanan yağma ve yıkım düzeninin yarattığı kötü sonuçlar da birbirine benzemektedir.

13 Haziran Cumartesi günü Ankara’da “Demokratik Kitle Örgütlerine Eleştirel Bakış” başlıklı bir konferans düzenledik. Konferansın gerçekleşmesi için salonlarını tahsis eden Tüm Bel-Sen Genel Merkezi Yürütme Kurulu’na teşekkür ediyoruz. Bugünlerde taban maaş, patronlarla sözleşme yapma, mülakat mağduru öğretmenlerin haklarının teslim edilmesi, atanmayan öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi gibi taleplerle Milli Eğitim Bakanı’nın verdiği sözü yerine getirmesi için ortaya koyduğu direnişle öne çıkan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, TÖB-SEN, Mayısta Yaşam Kooperatifi, Özgür Yaşam Eğitim ve Dayanışma Derneğinin kurumsal destek verdiği bu konferansta Prof. Dr. Yüksel Akkaya, Dr. Gökhan Bulut ve Timur Yalçın hocalarımız; Türkiye işçi ve emekçi sınıfının örgütlenme ve mücadele tarihini, bugün yürütülen mücadele deneyimlerini, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinde yaşanan bürokratikleşme ve tabandan kopuşu, eylemlerde atılan sloganların samimiyet testini değerlendiren sunumlar yaptılar.

Osmanlı döneminde devletin ve cemaatlerin kucağına doğan işçi sınıfının 1960’lara kadar yasak ve baskılarla güçlü bir emek hareketi yaratamadığının altının çizildiği konferansta, 15-16 Haziran 1970’te gerçekleştirilen işçi sınıfının hem nicel hem de mücadele bakımından varlığını ortaya koyduğu vurgulandı. O zaman olduğu gibi günümüzde de işçi ve emekçilerin eylemleri güçlenirken onlara öncülük ederek toplumsal-siyasal bir devrime kavuşturması gereken işçi sınıfı partisinin varlığını gösterememesi nedeniyle mücadelenin sektörel ve zamansal olarak parçalanarak sönümlendiği, Tekel işçilerinin direnişi, Haziran Direnişi (Gezi Eylemi) örnekleri verilerek betimlendi. Son zamanlarda maden, enerji, tekstil, eğitim alanlarında işçi ve emekçilerin mücadeleci bir sendikal hareket yarattıkları ama bürokratlaşan, işbirlikçi olan sendikaların bu eylemlere destek vermekten kaçındığı, dolayısıyla bu dönemde mücadeleci sendikaların birliğini yaratmanın ve sınıf mücadelesine siyasi öncülük etme sorununun mutlaka çözülmesinin önem kazandığı vurgulandı.

Konferansın forum bölümünde de bu saptama ve değerlendirmeler üzerinden önümüzdeki dönemde işçi-emekçilerin hem sendikal hem de mücadele birliğinin güçlendirilmesi için nelerin yapılması gerektiği üzerine görüş ve öneriler ortaya konuldu. Konferansın önemli katkılarından biri de Bolivya’da bir aydır süren emekçi halk hareketinin öncülerinden yoldaş Aquilardo Caricari Cala’nın online bağlantısıyla ülke gerçeklerini ve ABD emperyalizmiyle işbirlikçi sermaye sınıfına karşı yürüttükleri mücadelenin nedenlerini, özelliklerini anlatmasıydı. Türkiye’yle Bolivya’nın yağma ve yıkım düzeninden etkilenmelerindeki benzerlikleri fark etmememizi ve bizim ülkemizde neler yapmamız gerektiğini gösteren bu konuşması için Cala........

© sendika.org