Yollar ve Yolcular
Şehrin gürültüsünden bıkmış, kalabalıklardan usanmışım. Çocukluğumu, çocukluk günlerimi, çocukluğumun geçtiği yerleri özlemişim. Çam ağaçlarının ferahlatıcı kokusunu, dallar arasındaki o saklı sahnelerinden türlü türlü türküler tutturmuş kuşların cıvıltılarını özlemişim. Akrabalarımı, köyde kalan dostlarımı cidden çok özlemişim. Şöyle bir hasret gidermenin tam zamanıdır dedim ve köyümün yolunu tuttum.
Bir dostumla eski günleri hatırlamak, geçmişimizi yeniden yaşamak için yayla istikametine ilerliyoruz. İşte şu düzlük, atlarımızın dörtnala kalktığı yer. Şurası öküz arabasından düştüğüm, küçük yaralanmalarla ucuz atlattığım yokuş. Bu, dedemle altında gölgelendiğim kavak ağacı. Burası, balık tutmak için çırpındığımız dere…
Bizim köylüler pek hazırcevaptırlar. Yerinde konuşmayı iyi bilirler. Komşusunun acısını, sevincini paylaşmayı da ihmal etmezler. Aslında bu bir gelenektir. Bu güzelliklerin okulu da yoktur. Sosyal ilişkiler hayat okulunda öğrenilir.
Epeyce yürüyoruz. Eski zamanlardan haber veren bir manzara ile karşı karşıyayız. Hacı Ahmet Dede, oğlu Hacı........
