Eşyanın hakikati ne demektir?
Hak nedir? Hakikat nedir? Bu sorular yalnız bir kelime meselesi değil; insanın varlıkla ve kendisiyle kurduğu ilişkinin temelidir. İslam düşüncesinde “Hak”, Allah Teâlâ’nın isimlerinden biridir. “Çünkü Allah, O Hakk olandır.” Hak burada mutlak varlığı, değişmeyeni, kendisiyle kaim olanı ifade eder. Hakikat ise o Hakk’ın tecellisidir; eşyanın O’na nispetle gerçekliğidir. Bu bakışta hakikat, bağımsız bir veri değil; Hak Teâlâ’ya rücu eden bir anlamdır.
Modern anlayışta ise hakikat çoğu zaman nesnenin ölçülebilir yapısıyla sınırlanır. Fizik, kimya, biyoloji, tıp… Kalbin yapısını inceler, hücreyi çözümler, atomu parçalar. Fakat kalbin hakikatini, varlığın niçinliğini, eşyanın niçin böyle olduğunu çoğu zaman sorunun dışında bırakır. Bu bilimler “nasıl”ı araştırır; “niçin”i değil. Böyle olunca eser görülür, fakat müessire gidilmez. Biçim incelenir, fakat biçimi var eden irade düşünülmez. Eşya analiz edilir; fakat eşyanın Hak’la olan bağı koparılır.
Oysa klasik İslam düşüncesinde hakikat, eşyanın kendi başına bir anlamı olmadığı; anlamını Hakk’a nispetle kazandığı fikrine dayanır. Hakikati bilmek, yalnız bilgi sahibi olmak değildir; kalbin, iman ettiği Hakk’ın huzurunda durmasıdır. Bu yüzden tahkik, kulun gücü nispetinde hakikati talep etmesidir. Hakikat burada soyut bir teori değil; bir vukuf,........
