menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bizim Oltu'muz…

11 0
31.03.2026

Hepimizin ve bütün zamanların Oltu’su antik şehir kalıntılarında karşımıza çıkan o üst üste kurulmuş medeniyetlerin oluşturduğu farklı katmanlar gibidir. Oltu’muz da yüzyıllar öncesinden bugüne, bağrındaki evlatlarına hep farklı şeyler hissettirmiş, onlara farklı hayatlar sunarken doğasıyla ve bir geçiş sahasındaki zengin kültürüyle ‘misafirlerine’ hep cömert davranmış; buna mukabil kimi zaman vefa ile değer bulmuş, kimi zaman ihmal edilmiş, siyaseten kullanılmış, haksızlığa uğramış, hatta istismar edilmiş; öyleyken bazen şenlenmiş, bazen kederlenmiş, bazen de muhteşem zarif kalesinin yamacına yaslanıp ‘zamane insanını’ seyrederek dinlenmiş, olup bitene - gelip gidene gülüp geçmiş hem ihtiyar hem genç şehir.

Geçtiğimiz hafta, tam olarak 25 Mart günü Oltu, Rus-Ermeni işgalinden kurtuluşunun 108’inci yılını kutladı.

Çok büyük bir şeref vurgusu, bir çeşit madalya, biz Oltulular için çok anlamlı, çok özel bir gündür 25 Mart, öteden beri…

İşte tam da o gün, çocukluğumdan beri öz abim gibi sevip saydığım hemşehrim, şimdilerde Ankara’nın en başarılı Avukatları arasında adı geçen sevgili Selçuk Ulusoy, benim az önce söze dökmeye çalıştığım tarif ve tasvirin çok daha ilerisinde, açık, net samimi, son derece dokunaklı bir metin paylaştı.

İmlayı mimlayı bu seferlik boş verin…

Derdimiz o değil, derdimiz çoğu şehir gibi kaçınılmaz değişimin girdabında umudu ve kederi yoğuran zümrüt vadimiz, şehrimiz, göz bebeğimiz Oltu!

Noktasına virgülüne dokunmadan paylaşıyorum Selçuk abimin yazısını:

“Benim kuşağımın çocukluk yıllarında, şehrimde ;

pazar günleri bile takım elbise ve kravatla dolaşan, ayakkabısının boyasına, elbisesinin temiz ve ütülü olmasına özen gösteren büyüklerimiz vardı,

iki ayrı sinema çalışırdı, haftada bir gün bayanlar matinesi olurdu ve her yeni........

© Pusula Gazetesi