Sarayburnu… Karaköy… Şişli… Kurtuluşun üç kritik kavşağı
İstanbul, sabah saatleri…
Topkapı Sarayı sınırı içindeki Sarayburnu önünde telaş var.
Eşyalar, yiyecekler, erzaklar bir vapura yükleniyor…
İaşe subayı Üsteğmen/mülazim Sani Muzaffer, yüklenenleri kontrol ediyor. Yanında Bandırma Vapuru Kaptanı İsmail Hakkı var…
Biraz uzaktan bir otomobil geliyor. Motorundan tuhaf sesler çıkıyor, durur gibi oluyor tekrar hareket ediyor. Frenlerindeki sıkıntı nedeniyle durmakta zorlanıyor…
Mülazim Sani eliyle “bu nedir” deyip ekledi kızgınca: “Nerede üç otomobil, iki kamyon...”
Balıkesirli Şoför Mehmet Çavuş, otomobilden indi, selam verdi: “Komutanım sadece bunu verdiler, başka yok.”
-Benzin de vermediler, gittiğiniz yerde tedarik edersiniz dediler.
-Altı at dediler üç at verdiler komutanım...
Vapura malzemeler yüklenirken Mülazım Sani heyecanla Albay Kazım (Dirik) Bey’i bekliyordu. Hemen gelemeyeceğini anladı: Çünkü, o esnada iki cemse İngiliz askeri hızla Bandırma Vapuru’nu kuşattı. Silah aramak için vapura girmek istedi.
Üsteğmen Muzaffer başta olmak üzere Türk subaylar sert çıktı. Gerginlik çatışmaya dönüşecek iken araya Albay Refet (Bele) Bey girip herkesi yatıştırdı…
Arama sebebi belliydi:
KARAKÖY’DEKİ RIHTIM HAN
9’uncu Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Albay Kazım (Dirik), tabelada “Müttefik Pasaport Kontrol Bürosu” yazan Karaköy’deki Rıhtım Han’a telaşlı adımlarla yürüdü...
Vize bürosu İngiliz Yüksek Komiserliği mensubu subayların bulunduğu odaya girdi...
Osmanlı Harbiye Nezareti’nin Bandırma Vapuru’na vize verilmesini isteyen dosyasını İngiliz İrtibat Bürosu Komutanı Binbaşı Van Millingen’e uzattı.
Binbaşı dosyanın kapağını bile açmadan Yüzbaşı John G. Bennett’e........
