Çanakkale Destanı
Çok kalabalık ordularıyla karadan, denizden, havadan hayâsızca saldıran, yerler ve gökleri düşman askeriyle dolduran, hissiz, kafesinden kaçmış sırtlan sürüleri gibi her yerde kum gibi kaynayan, çehreleri, dilleri, derileri renkleri ayrı olsa da vahşilikte denk olan yamyamları veba mikrobuna benzetsek o mikroba hakaret sayılır diyen Mehmet Akif merhum, bakın hiçbir gücün karşısında boyun eğmeyen kahramanlarımızı nasıl tarif ediyor:
“Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sîs-i İlâhî o metin istihkâm. “
Namazlarında Allah’a rüku eden başlarını, düşman karşısında eğmediler, can verdiler, dağları taşları şehit gövdeleri ile kapladılar da düşmana ayak basacak yer vermediler:
“Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.”
Bazı arkadaşlar, Akif merhum bu son beytinde Çanakkale şehitlerini Bedr’in aslanlarından üstün görüyor kanaatindeler.
Edebi ve edebiyatı bilenlerden gelmedi bu tenkit.
Teşbih sanatında genellikle benzetilen, benzeyenden daha güzel veya bilinen biri olduğunda kişi........
