menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Asrın kurbiyeti

3 0
previous day

Neye ne kadar yakınlaşması gerektiğini bilmeyen doğal olarak ajanslara, televizyonlara, meclis araştırma komisyonlarına düşer. Bunun ciddi bir düşüş olduğunu, öyle insanın dünyaya gönderiliş biçimini andırır şekilde tezahür etmeyip mazeretler üretilemeyeceğini, pekâlâ sonundaki hüsranla karşılaşanın iflah olmayacağını anlayamayan insanlar, keşke oradan bize de bir pay düşse diye umarak içsel tepkiler geliştirir. Yani kitlenin bireyleşme sürecini tamamlayamayan fertleri için çalmak harika bir başarı hikâyesidir ve bu hikâyenin hiç olmazsa figüranını oynayamamak fena halde koyar. Yok milletin cebinden yemek, vatandaşın hakkını çiğnemek, bilmem neyin vurgunu türünden tüm söylemler, aslında bir hak-hukuk, haram-helal, meşru gayrimeşru gibi nitelemelerden çıkar; hırsızın çalma eylemindeki kılçıksız başarısını kıskanma hissine dönüşür. Bu denli kesindir, zira az dikkatli bakabilen özgürlüğü, şerefi, inancı, davası, yaşamı vs. karşılığında pek az sayılabilecek bir ücrete tav olan yığınlar dolusu tanınmış kişiyle karşılaşır. Hatta çoğu zaman ahlaksal teamüllere karşı tehdit bile yoktur, parsadan pay alabilmek derdi, bütün erdemleri siler süpürür.

Ezberlenmiş klişelerden yürümek gerekirse doğrusu ateşe yakın olan ısınır. Ne meseldir, ne masal... Daha da yakınlaşan yanar. Yanmak, romantik bir söylemde, tasavvufta ya da gönül maceralarında iyi durur. Hakikatte yananı Allah görür, belki kul da görür, fakat hissettiği acıyı yanan bilir. Yaşayarak, tadarak, doyarak bilir. Aktarımı mümkün olmaz. Bazen yananın inat edip yakın durduğu ateşe başkalarını da sürüklediği görülür. Dolayısıyla yanış........

© Milli Gazete