Atasagun'dan Bahçeli'ye: Terörsüz Türkiye 200'de ne söylendi? 2026'da neler oluyor?
Dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Şenkal Atasagun ile yardımcısı Mikdat Alpay, Ankara’da bir grup gazeteci ile bir araya geliyor.
O gün sarf edilen ve gündem olan ancak daha sonra unutulan bazı sözler, üzerinden çeyrek asır geçtikten sonra bugün okunmayı hak ediyor.
“Öcalan’ı getiren de biziz, asılmaması için en büyük mücadeleyi veren de biziz.”
“Apo’yu nasıl kullandıysak, Kürtçe’yi de kullanırız.”
“HADEP ya bölge partisi kalacak, ya Türkiye partisi olacak.”
Bu sözler o günlerde tartışmalara neden oldu. Ama asıl anlamını bugün, “Terörsüz Türkiye” başlığı altında yürüyen sürecin içinde kazanıyor.
Devlet aklının soğuk hesabı
2000’de yapılan değerlendirmeler duygusal değil, stratejikti.
Abdullah Öcalan meselesi bir intikam başlığı değil; bir denge ve araç meselesi olarak ele alınıyordu. Aynı çerçevede Kürtçe yayın konusu da “taviz” değil, “rekabet alanı” olarak tanımlanıyordu.
Eğer bir alan boş bırakılırsa, başkası doldurur.
“Sahayı bölücülere bırakmamak” ifadesi bu yaklaşımın özeti.
Bugün “Terörsüz Türkiye” sürecinde de aynı mantık işliyor. Silahlı tehdidin minimize edilmesi kadar, siyasal ve kültürel alanın devlet ve meşru........
