menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İçişleri Bakanı Ayasofya’da...

14 0
22.06.2026

İstanbul cıvıl cıvıl... Her devletten, her milletten, her renkten, her dilden, her dinden, her meşrepten insan, 8 bin 500 yıllık kadîm şehri seyreyleyip, anı biriktirmek için âdeta Şehr-i İstanbul’u göz hapsinde tutuyor... Her zerresine muftun meftun bakarak, geçmiş zaman karesindeki yerini almak için İstanbul’la poz veriyor.

Belki Mekke, Medine, Kudüs’ten sonra hiçbir şehir bu kadar sevilmedi, sevilmeyecek de... O İstanbul ki, dünyada eşi benzeri olmayan “İki Kıta Bir Şehir”... 7 Tepesinde, 7 Kandil... Her kandilde sönmeyen ilâhî bir nûr...

Hele çifte ezanlarla İstanbul’u şen, dinleyenleri cem eyleyen bir Ayasofya-i (İlâhî Hikmet) Kebîr Câmii Şerîfi var ki, ruhlara şifâ... Kıyâmda, rükûda, secdede Rablerine teslim olanların kubbesi altında ilelebed huzur bulacağı mâbed...

Ayasofya; “Le tuftehanne’l-Kostantîniyyetü. Ve le ni’me’l-emîru emîruhâ, ve le ni’me’l-ceyşu zâlike’l-ceyş” (Konstantiniyye elbette fetholunacaktır. O’nu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O’nu fetheden asker ne güzel askerdir) müjdesine nail olan Karaların Sultanı, Denizlerin Hakanı, İki Âlem İçin Allah’ın Gölgesi, Doğuda ve Batıda Allah’ın Yardımı, Denizlerin ve Karaların Kahramanı, Konstantin Kalesi’nin Fatihi Sultan Murad Han oğlu Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han ve askerlerinin emaneti... Bu Ayasofya ki; karanlık Orta Çağ’ın kapatılış, aydınlık Yeni Çağ’ın açılışının tanığı, mü’minlerin namazgâhı, kalbi, gönül ferahlığı dahası müjdeli Fethin Sembolü...

Koca Sinan’ın semaya uzanan minare ve kubbeyi taşıyan payelerle beslediği; Kazasker İzzeddin Efendi’nin Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin levhalarıyla süslediği; neresine bakılsa Allah ve Muhammed lafzının gözüktüğü kadîm mâbed Ayasofya...

EZANLAR SUSACAK, BU MÂBED MÜZE OLACAK!..

481 yıldır kubbesi altına sığınana huzur dağıtan Ayasofya’ya 1 Şubat 1935’te acı bir haber geldi. Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği, 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla; “Ezanlar susacak, bu mâbed müze olacak” denildi. Ayasofya’nın işgal yıllarında bile susmayan ezanları böylece susturuldu. Hafızamız dumura uğratıldı, kendimizi en iyi hissettiğimiz ve kötülüklerden en emin olduğumuz sığınağa kilit vuruldu. Ayasofya âmâ olunca; Filistin’in başını okşayan el çekildi, Rumeli’deki Evlâd-ı Fâtihân yetim kaldı.

Fatih’in öz malı, ilk vakfiyesi 481 yıl sonra gasp edildi. Önce secdeye gidilen halılar kaldırıldı, sonra sıvanın altına gizlenen insan figürlü mozaikler bir dönemi tekrar canlandırmak için kazındı. Kucağında çocuğu İsa’yı taşıyan Meryem Ana, Cebrail ve Mikail’i tasvir eden mozaikler geldi, fakat bütün melekler terk etti Ayasofya’yı.

“Geçici” olarak kapatılan ve müzeye çevrilen Ayasofya, Bizans Enstitüsü’nden Thomas Wittemore’nin manevi tozların tamamını bertaraf(!) etmesine rağmen, bir türlü açılmadı... Tek Parti döneminde ulu mâbedin ızdırapları daha da arttı. Yalnızlığını paylaşan, martılarla haberler salan, her seher vaktinde bûseler konduran Sultanahmet Camii kışlaya çevrildi.

DEVLETLER ADL İLE YÜKSELİR, ZULM İLE YIKILIR

1970’li yıllarda Ayasofya önünde muazzam kalabalıklarla mitingler yapıldı. “Zincirler kırılsın, Ayasofya ibadete açılsın” sloganları payitahtı inletti. O dönemin en heyecanlı gençlerinden Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya’yı ibadete kapalı tutanlara ecdadının diliyle “one minute” diyerek haykırdı. Günler, aylar, yıllar geçtikçe Ayasofya’nın boynuna asılı “müze”lik yaftası, fetih ruhunu aldı götürdü.

Ta ki, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği Başkanı İsmail Kandemir Ayasofya’nın camiden müzeye........

© Milat