menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dut ağacının altında sabah

24 0
01.06.2026

Dut ağacının altında kahvaltı, yalnızca bir öğün değildir; sabahın kalbinde kurulan küçük bir tören, iki insanın dünyayı bir süreliğine unutma biçimidir. Bahar, dalların arasından usulca süzülürken rüzgâr saçlarına dokunur, yaprakların gölgesi masanın üzerine ince bir huzur gibi düşer. Tabağa konan ekmeğin kokusu, çayın buharına karışır; ama asıl sarhoş edici olan, birbirine bakan iki gözün içindeki sessiz yakınlıktır.

Dut ağacı, sanki yüzyıllardır bu anı bekliyormuş gibi, üzerlerine gölge değil şefkat serper. Kuş sesleri uzaktan gelir, rüzgâr bazen bir perde gibi araya girer, sonra çekilir; geriye yalnızca kahvaltının sıcaklığı, dudaklarda kalan çayın tadı ve kalpte büyüyen o ağır, tatlı tutku kalır. Aşk, bazen büyük sözlerde değil, bir parça peynirin paylaşılmasında, bir dilim ekmeğin ikiye bölünmesinde, bir elin ötekinin eline fark edilmeden değmesinde yaşar.

Baharın kendisi de bu yakınlığın ortağıdır. Toprak uyanır, dallar yumuşar, hava hafifler. Her şey yeniden başlamaya hazırlanırken insanın içindeki istek de canlanır: dokunmak, yaklaşmak, hissetmek, sarılmak. Dut ağacının altında oturan iki beden, sadece kahvaltı etmez; birbirine doğru eğilen iki ruh gibi, hayatın sesini yavaşlatır. Rüzgâr tenin üzerinden geçerken, sevgilinin sesi bir sır gibi duyulur; bakışlar uzar, zaman yumuşar.

Ve o an anlaşılır: Tutku yalnızca ateş değildir, aynı zamanda sükûttur. Tutku, bazen bir gecenin karanlığında değil, sabahın açık ışığında başlar; bir omza konan başta, bir kahkahanın ardından gelen sessizlikte, bir fincan çayın karşılıklı........

© Milat