Vav'ın altındakiler
Mayısın son günleri, İstanbul'un taşlarına sinmiş fethin nefesi. Arnavut kaldırımlarının altından asırlar öncesinin nal sesleri, göğün yırtığından ise kadim bir şehrin yeniden doğuş sancısı sızıyor. Zaman, doğrusal bir çizgi değil, üst üste katlanmış bir ferman bu şehirde. Geçmiş, bugünün asfaltını yarıp nefes almaya devam ediyor. Yeni Cami Hünkâr Kasrı’nın o ağırbaşlı loşluğunda, dışarıdaki telaşı bıçak gibi kesen bir sükûnet var. İstanbul Ticaret Odası’nın himayesinde, Prof. Dr. Süleyman Berk’in koordinesinde açılan ve 31 Mayıs tarihine kadar ücretsiz olarak ziyarete açık olan "Her Dem Sanat" sergisi. İçeride Abdurrahman Şan’ın, Ayşe Gül Demirli’nin, Eslem Arslan’ın ve daha nice kıymetli ismin elinden çıkmış, asırları bugüne bağlayan mürekkep izleri. Fakat odadaki tüm gölgeler, tek bir istifin üzerine devriliyor. Sığınak mimarisi ve kaybolan yönler Öğr. Gör. Dr. Elif Kurumehmet’in imzasını taşıyan o eserin karşısına geçtiğinizde, insanı önce çerçevenin o vakur sessizliği karşılıyor. Altın ve gümüş yansımaların ortasında, lacivert bir paspartunun derinliğine yerleşmiş ham kâğıt... Kompozisyonun iskeletini, aynı zamanda bir Vav'ın gövdesini oluşturan büyük bir oval çiziyor. Sol tarafta kapkara, katı, sarsılmaz bir sütun gibi yükselen devasa bir 'Kaf' harfi; sağda ise onun tam karşısına dikilmiş, adeta aynadaki aksi gibi duran ters bir 'Kaf'. Tıpkı dünyanın etrafını çepeçevre sardığına, her türlü şerden koruduğuna inanılan o efsanevi Kaf Dağı gibi... Bu iki dev harf, ortadaki oval kompozisyonu şahin kanatları gibi, aşılmaz dağlar gibi iki yanından sarmalayıp kucaklıyor. İşte tam bu devasa Kaf harflerinin gölgesinde, o koruyucu Vav'ın altında, küçücük, incecik bir nesih hattıyla Felak Suresi diziliyor. Ancak esere ruhunu veren asıl sarsıntı burada başlıyor: Harfler alışık olduğumuz istikamette akmıyor. Göğü paramparça eden o sağır edici........
